Salı, Aralık 25, 2007

Hoşgörü Kültürümüz İşbaşında

Yazar:
Bir 'hoşgörü' lafıdır gidiyor son zamanlarda. 'Hoşgörülüyüm', 'hoşgörülüsün', 'hoşgörülüyüz', 'hoşgörülü!' O kadar hoşgörülüyüz ki, hoşgörümüz sınırlarımızdan dışarı taşıyor, enginlere sığmıyor.
Şimdi söyleyin bakalım, en hoşgörülü devlet örgütü hangi örgüt olmalıdır? Genelkurmay Başkanlığı, Jandarma veya Emniyet Genel Müdürlüğü olacak değil ya, herhalde Kültür Bakanlığı'dır diye düşünür insan.
Farklı kültürler, insanlarda farklılığa dayanma, hatta farklılıklardan zevk alma yetisini geliştirir. İnsanları farklılıklar yoluyla daha iyi anlarız. Ve dünya farklılıklarımız sayesinde daha renkli, zevkli, yaşanılır bir yer haline gelir. Farklılıklarımız sayesinde bilinmeyenin değişik yüzlerini algılamayı öğreniriz.
Bizi farklılıklarımız insan yapar, robot olmaktan kurtarır. Ve hoşgörümüz sayesinde kültürlerimiz doğar, büyür, zenginleşir. Evrenselleşir.
Kültür Bakanlığı, Bodrum Sualtı Müzesi'ndeki 500 yıllık zindanın girişindeki şu Latince yazının silinmesini istemiş: 'Tanrı'nın olmadığı yer'.
Silinme gerekçesi de pek inandırıcı: 'Bu yazının tarihi bir değeri yoktur!'
Dürüstçe gerçeği söyleseler daha iyi olmaz mıydı? Gerçek neden ortada. Bizim inancımıza göre 'Tanrı her yerdedir.' Zindanda da olmaması için bir neden yok, değil mi?
Bu olayda ilginç paradokslar var. Birincisi, bu cümleyi yazanlar da Tanrı'nın her yerde olduğunu düşünüyor olmalılar. 'Tanrı gelse de zindan kapısından içeri bırakmayız' demiş olamazlar. Demek istedikleri şuydu: 'Tanrı iyiliktir. Merhamettir. Bu zindanda bunlardan hiçbirini bulamayacaksınız.'
Aslında Tanrı'yı öven, yücelten bir cümleyi Kültür Bakanlığımız tam tersinden okumayı başarmışa benziyor.
İkinci paradoks zamanla ilgili. 'Burada Tanrı yoktur', cümlesinin yazıldığı dönem, engizisyon mahkemelerinin bulunduğu, bağnaz Hıristiyan inanışının her şeye egemen olduğu bir zamandı. Bu cümle o zaman yazılmış. Ama şimdi, düşünce ve ifade özgürlüğünün bulunduğu laik ve demokratik bir Türkiye'de, hoşgörülü olmakla övündüğümüz bir Türkiye'de, bir müzenin kapısında, kimsenin anlamayacağı bir dilden yazılı olarak durmasına bile tahammül edilemiyor.
Bundan âlâ çelişki olur mu?
Tabii bizden beteri var. Bir zamanlar Afganistan'ı yöneten Taliban örgütü de kayalık dağ yamaçlarına oyulmuş olan büyük Buda heykellerini topa tutarak yıkmıştı. Ama hiç olmazsa Taliban 'Bu heykellerin tarihi değeri yoktu, onun için yıktık' diye çocuk kandırır gibi yapay gerekçelerin arkasına sığınmadı. "İnancıma uymadığı için bu heykelleri yıktım" dedi. Dürüstçe.
O heykelleri topa tutmakla sevap mı kazandılar, yoksa günah mı, Allah bilir.

Türker Alkan

Hiç yorum yok: