Mevlana Halid-i hazretleri Bağdat'tan atıyla Şam'a gider.
Şam’da iki kişi Mevlana hazretlerini, "Bu bizim atımızdır,
bunu bu şahıs çalmış" diyerek kadıya şikayet eder. Mevlana Halid-i
Bağdadi hazretleri, "Ben bu atı benim ahırımdan aldım binip geldim. Bu iki
müslüman yalan söylemez. Allahü teâlâ her şeye kadirdir. Bunların atını
benim ahırıma koymuş olabilir. Ben de bu ata binip geldiğime göre
bunların hakları geçmiştir, ücreti ne ise ödeyeyim” buyurur.
Bu iki kişi, Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerinin büyük bir zat olduğunu
anlamaları üzerine, "Aman biz ne yaptık? Biz yalan söyledik, tevbe ettik, bu at
bizim değil" diyerek özür dilerler.
Yalancılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yalancılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cuma, Aralık 28, 2007
Perşembe, Aralık 27, 2007
YALAN
Padişahın biri,
-bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altın verceğim!. demiş. yalancılar, hemen
saraya koşup başlamışlar yalana;
''bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü.''
''bunun neresi yalan?.. kuş kartaldır, aslanda kuzu kadar minik bir yavru.
kaptımı götürür tabii!..
''komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!..''
''ülkenin kralı, pencereden bakınırken taını düşürmüş. tac da pencerenin altındakı eşeğin
başına geçmiş. tac kimin başındaysa kral odur tabii!..''
'' padişahım ben gökyüzüne bir ok attım. altı ay sonra geri döndü.''
''senin ok bir ağacın üstüne düşmüştür.
ağaç, sonbaharda yapraklarını dökünce, takılacak yer bulamayıp yere inmiştir!..''
böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha bu yalandır
dedirtememiş. ama birgün kayserili gelmiş;
''padişahım, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın almıştın. şimdi geri
almaya geldim. yalandır dersen ödülümü ver
yalan değil dersen borcunu öde!..''
-bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altın verceğim!. demiş. yalancılar, hemen
saraya koşup başlamışlar yalana;
''bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü.''
''bunun neresi yalan?.. kuş kartaldır, aslanda kuzu kadar minik bir yavru.
kaptımı götürür tabii!..
''komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!..''
''ülkenin kralı, pencereden bakınırken taını düşürmüş. tac da pencerenin altındakı eşeğin
başına geçmiş. tac kimin başındaysa kral odur tabii!..''
'' padişahım ben gökyüzüne bir ok attım. altı ay sonra geri döndü.''
''senin ok bir ağacın üstüne düşmüştür.
ağaç, sonbaharda yapraklarını dökünce, takılacak yer bulamayıp yere inmiştir!..''
böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha bu yalandır
dedirtememiş. ama birgün kayserili gelmiş;
''padişahım, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın almıştın. şimdi geri
almaya geldim. yalandır dersen ödülümü ver
yalan değil dersen borcunu öde!..''
ASLA YALAN SÖYLEME
Eski zamanlarda, insanlar ilim öğrenmek için çok çalışırlar, her türlü güçlüklere katlanırlardı. Küçük yaşlarında köylerinden, ailelerinden ilim öğrenmek için ayrılırlar, yıllarca onlardan uzaklarda zor şartlar altında yaşarlardı.
Seyyid Abdulkadir’in de küçük yaşta içine öğrenme arzusu düşmüş, bunun çarelerini aramaya başlamıştı. Sonunda dayanamadı, annesine gelerek;
-Anneciğim, ilim öğrenmek için Bağdat’a gitmek istiyorum...dedi.
Annesi ise;
-Senden ayrılmaya gönlüm razı olmuyor. Ancak seni de Allah yolundan alıkoymak istemem.
Annesi Abdulkadir için yol hazırlıkları yaptı. En sonunda da oğluna lazım olur diyerek, 40 altını kaybetmemesi için bir kese içinde yeleğinin koltuk altına dikti. Sonra oğlunun gözlerinin içine bakarak şöyle dedi;
-Sana son olarak nasihatim şudur ki, eğer beni ve Allah’ı memnun etmek istiyorsan asla yalan söyleme, doğruluktan ayrılma. Allah her zaman ve her yerde doğruların yardımcısıdır.Seyyid Abdulkadir annesine söz verdi ve ağlayarak elini öptü. Bağdat’a giden bir kervana katılarak yola çıktı.
Hemedan yakınlarında dar bir geçide girdiklerinde kervanda bir bağrışma koptu. Eşkıyalar kervana saldırmışlardı. Bir anda bütün sandıklar yere yıkıldı, eşyalar yağma edilmeye başlandı. Haydutlar kervandakilerin neyi var neyi yoksa hepsini alıyorlardı. Eşkıyalardan biri de Abdulkadir’in yanına geldi. Onun fakir haline bakarak şaka olsun diye;
-Söyle bakalım senin neyin var fakir çocuk?
Abdulkadir;
-Yalnız 40 altınım var, diye cevap verdi. Haydut önce şaşırdı sonra gülmeye başladı. İnanamadı ve tekrar sordu;
-Doğru mu söylüyorsun?
Abdulkadir:
-Evet, doğru söylüyorum, 40 altınım var.
Eşkıya meraklandı. Abdulkadir’i elinden tutup reislerine götürdü.Durumu reislerine anlattı. Haydutların başı;
-Senin 40 altının varmış, doğru mu bu? Abdulkadir;
-Evet doğru. Reis;
-Söyle bakalım. Onu nereye sakladın? Abdulkadir;
-Hırkamın içinde koltuğumun altında saklı.
Bunun üzerine haydutlar hırkasının içinde, koltuğunun altında saklı bulunan 40 altını bularak reislerine verdiler. Herkes çok şaşırmıştı.Reis hayretle sordu;
-Peki evladım, sen niçin üzerinde altın olduğunu söyledin? Eğer bize söylemeseydin onları bulamazdık.
Abdulkadir;
-Ben annemden ayrılırken, asla yalan söylemeyeceğime dair söz vermiştim. Arkadaşınız senin bir şeyin var mı diye sorunca, altınlarım olduğunu söyledim. 40 altın için verdiğim sözden döneceğimi mi zannediyorsunuz?
Bu sözleri duyan haydutların reisi çok şaşırdı ve derin bir düşünceye daldı. Sonra etrafındakilere dönerek;
-Yazıklar olsun bizlere. Bu çocuk kadar olamadık. Bu çocuk annesine verdiği sözünden dönmemek için her şeyini veriyor. Bizler ise Allah’a söz verdiğimiz halde, hiçbir zaman verdiğimiz sözlerde durmadık. O’nun yapma dediklerini yaptık yarın Allah’ın huzuruna çıktığımızda halimiz nice olacak?
Sonra şöyle devam etti:
-Sizler şahit olun. Şuanda bu çocuk benim kötü yoldan dönmeme sebep oldu.Şimdiye kadar yaptığım bütün günahlarım için pişman olup tövbe ediyorum. Bundan sonra iyi bir insan olup, Rabbim’in sevmediği işleri yapmayacağım.
Reislerine çok bağlı olan haydutlar hep bir ağızdan;
-Reisimiz, biz senden ayrılmayız.Sen hangi yolda yürürsen biz de o yolda yürürüz diyerek hepsi birden pişman olup tövbe ettiler.Kervandaki insanlardan ne aldılarsa hepsini geri verdiler ve bir daha haydutluk yapmayacaklarına söz verdiler.
Seyyid Abdulkadir ise yoluna devam ederek Bağdat’a ulaştı. Orada ilim tahsiliyle meşgul oldu. Kısa bir zaman içinde çok ünlü bir alim oldu. Binlerce insanınKötülüklerden vazgeçip iyi birer insan olmalarına vesile oldu...
Seyyid Abdulkadir’in de küçük yaşta içine öğrenme arzusu düşmüş, bunun çarelerini aramaya başlamıştı. Sonunda dayanamadı, annesine gelerek;
-Anneciğim, ilim öğrenmek için Bağdat’a gitmek istiyorum...dedi.
Annesi ise;
-Senden ayrılmaya gönlüm razı olmuyor. Ancak seni de Allah yolundan alıkoymak istemem.
Annesi Abdulkadir için yol hazırlıkları yaptı. En sonunda da oğluna lazım olur diyerek, 40 altını kaybetmemesi için bir kese içinde yeleğinin koltuk altına dikti. Sonra oğlunun gözlerinin içine bakarak şöyle dedi;
-Sana son olarak nasihatim şudur ki, eğer beni ve Allah’ı memnun etmek istiyorsan asla yalan söyleme, doğruluktan ayrılma. Allah her zaman ve her yerde doğruların yardımcısıdır.Seyyid Abdulkadir annesine söz verdi ve ağlayarak elini öptü. Bağdat’a giden bir kervana katılarak yola çıktı.
Hemedan yakınlarında dar bir geçide girdiklerinde kervanda bir bağrışma koptu. Eşkıyalar kervana saldırmışlardı. Bir anda bütün sandıklar yere yıkıldı, eşyalar yağma edilmeye başlandı. Haydutlar kervandakilerin neyi var neyi yoksa hepsini alıyorlardı. Eşkıyalardan biri de Abdulkadir’in yanına geldi. Onun fakir haline bakarak şaka olsun diye;
-Söyle bakalım senin neyin var fakir çocuk?
Abdulkadir;
-Yalnız 40 altınım var, diye cevap verdi. Haydut önce şaşırdı sonra gülmeye başladı. İnanamadı ve tekrar sordu;
-Doğru mu söylüyorsun?
Abdulkadir:
-Evet, doğru söylüyorum, 40 altınım var.
Eşkıya meraklandı. Abdulkadir’i elinden tutup reislerine götürdü.Durumu reislerine anlattı. Haydutların başı;
-Senin 40 altının varmış, doğru mu bu? Abdulkadir;
-Evet doğru. Reis;
-Söyle bakalım. Onu nereye sakladın? Abdulkadir;
-Hırkamın içinde koltuğumun altında saklı.
Bunun üzerine haydutlar hırkasının içinde, koltuğunun altında saklı bulunan 40 altını bularak reislerine verdiler. Herkes çok şaşırmıştı.Reis hayretle sordu;
-Peki evladım, sen niçin üzerinde altın olduğunu söyledin? Eğer bize söylemeseydin onları bulamazdık.
Abdulkadir;
-Ben annemden ayrılırken, asla yalan söylemeyeceğime dair söz vermiştim. Arkadaşınız senin bir şeyin var mı diye sorunca, altınlarım olduğunu söyledim. 40 altın için verdiğim sözden döneceğimi mi zannediyorsunuz?
Bu sözleri duyan haydutların reisi çok şaşırdı ve derin bir düşünceye daldı. Sonra etrafındakilere dönerek;
-Yazıklar olsun bizlere. Bu çocuk kadar olamadık. Bu çocuk annesine verdiği sözünden dönmemek için her şeyini veriyor. Bizler ise Allah’a söz verdiğimiz halde, hiçbir zaman verdiğimiz sözlerde durmadık. O’nun yapma dediklerini yaptık yarın Allah’ın huzuruna çıktığımızda halimiz nice olacak?
Sonra şöyle devam etti:
-Sizler şahit olun. Şuanda bu çocuk benim kötü yoldan dönmeme sebep oldu.Şimdiye kadar yaptığım bütün günahlarım için pişman olup tövbe ediyorum. Bundan sonra iyi bir insan olup, Rabbim’in sevmediği işleri yapmayacağım.
Reislerine çok bağlı olan haydutlar hep bir ağızdan;
-Reisimiz, biz senden ayrılmayız.Sen hangi yolda yürürsen biz de o yolda yürürüz diyerek hepsi birden pişman olup tövbe ettiler.Kervandaki insanlardan ne aldılarsa hepsini geri verdiler ve bir daha haydutluk yapmayacaklarına söz verdiler.
Seyyid Abdulkadir ise yoluna devam ederek Bağdat’a ulaştı. Orada ilim tahsiliyle meşgul oldu. Kısa bir zaman içinde çok ünlü bir alim oldu. Binlerce insanınKötülüklerden vazgeçip iyi birer insan olmalarına vesile oldu...
Cuma, Aralık 14, 2007
Konular
Af - Aile - Basın - Başarı - Çıkar - Eşitlik - Evlilik - Gençler - Görev - İçki - İnternet - Kentte Yaşam - Kütüphane - Para - Sorumluluk - Suç - Şiddet - Trafik - Yabancı Dil - Yalancılık - Yoksulluk - Adalet- Ahlak - Aşk - Bağımsızlık - Barış - İlim - Yaşlılar - Cep Telefonu Evlilik vs.
Labels:
Arkadaşlık,
Cep Telefonu,
Dayak,
evlilik,
Hoşgörü,
İçki,
Kentte Yaşam,
Yalancılık
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)