Cuma, Ocak 04, 2008

FAKİRLİK(EMRE GÜLER 07060634)

Yoksul İnsanlarıKenar mahallenin de kenarında bir evde yine gün sabahtı. Kızıyorum anneme, “Niye margarin yok?” diye. Nasılda acıkmışım. Sıcak çaydan bir yudum, ekmekten bir ısırık, sonra zeytinin yarısını ısırdım. Içimden şu zeytinleri ekmeksiz ekmeksiz yemek geliyor ve dayanamayıp birisini büsbütün atıyorum ağzıma. Çiğnerken ağzımda eksikli eksikli ablam görüyor, “Anneee! yine zeytini büsbütün yedi” diye bir ihbarda bulunuyor. Ama ben pişman değilim. Biraz mahcubum “ fakat anne; yalan anne ben onu ısırmıştım” diye, yalan söylüyorum, mahcupluğum yalandandı. Menüde yine ekmek zeytin ve çay vardı. Zeytini bir kerede yemek yasaktı. O zeytin ne kadar da büyülü bir tattı. Kahvaltıda yumurta biraz lükstü, haftada bir kere ya olur ya olmazdı. Olsa da ağabeylerim yerdi “Onlar işe gidiyor” derdi annem çalışmaları lazımmış.Bende nasıl olsa hasta olurum o zaman sorar annem, “Oğlum ne yemek istersin?” diye. Bende “Ekmeksiz zeytin, portakal, birde haşlanmış yumurta” derdim. Ama yiyemezdim. Canım yokluğundan çekerdi hastalık yedirtmezdi.Çarşamba günleri annem pazara giderdi, annemin yolunu gözlerdik kardeşlerimle. Eski pazar çantasının ucundan tutabilmek için yarışırdık. En iri portakalı ben kapardım ve bir dilim tanesini bir cerrah gibi kabuğundan ayırır, önce üzerindeki beyaz tarafını yerdim daha sonra portakalın eşsiz güzelliğine baka baka bir damla suyunu yere damlatmadan iştahla yerdim.Son dilimini son yolculuğuna uğurlamanın üzüntüsünü yaşayarak portakalı bitirip, kabuklarını sobanın üzerine koyardım. Güzel kokuyordu. Adam başı bir portakal düşen poşetten, benimki en tatlısıydı. “Kim ne yiyecek?” Oynardık kardeşlerimle, en çabuk ben derdim “muz” diye. Ablam “çilek” derdi. Ama muzla çilek bizi bilmezdi. Ramazandan ramazana evimize giren kolanın, bardağını dikip tepeme, yoğun bakımda bir hastanın serum şişesinden damlayan serumu gibi dibindeki son damlanın düşmesini beklerdim dilime. Tatlıydı her şey çok tatlıydı, tat ve kanaat vardı.Yoksulduk ne olduğunu bilmiyorduk, ne kadar yoksulsak o kadar da mutluyduk. Ağzımızda tat yüreğimizde kanaat vardı. Yediğimizden zevk alır şükrederdik.Şimdi bolluğun şükür bilmez, kanaat getirmez günlerinde varlığın yoksulluğunu yaşıyoruz. Artık ne zeytinde bir büyü kalmış ne de portakalın tadı, arananlar listesinde değil yumurtanın adıBir özlem o günlere, bir hasretlik bir yoksulluk ki artık, kimse veremez o günlerdeki tadı.

Hiç yorum yok: