Salı, Aralık 25, 2007

Sevgi ve hoşgörü üzerine

Çevremize baktığımız zaman, insanın yaratılışında hep iyi ile güzelin nüvelerinin mevcut olduğunu, her şeyin sevgi üzerine yaratıldığını, sevgi düşünüp, sevgi konuştuğunu görür, bu âlemin adeta büyük bir sevgi senfonizması olduğunu müşahede ederiz.
Suların şırıltısı, rüzgârın uğultusu, böceklerin, kuşların şarkıları ile bülbülün nağmeleri, öyle bir ritm içinde akar ki; hepsinden sevgi esintileri işitiriz. Sevgi; ruh ve gönül hayatımıza öyle bir hakimiyet sağlamalıdır ki, öğretmenin dersinde, askerin tekmilinde, doktorun dermanında, hakimin fermanında, beşik sallayan annenin ninnisinde, çobanın kaval sesinde, şairin güftesinde ve sanatçının bestesinde hep sevgi terennüm edilsin.
Türkçemiz'de sevgi felsefesini, derin duygu ve geniş mânâlar halinde söyleyip yaşamış pek çok insan mevcuttur. Bu örnek insanların gönül ve dillerinden estirdikleri sevgi kokularıyla iç dünyamız doldurulmalıdır. Mevlana bir sözünde; "Aslolan sevmektir. İnsanın mayasındaki bu duyguyu arıtmalı, ayıklamalıdır..." der. Başka bir sözünde de: "Yetmişiki millet sırrını bizden işitir..." demekle herkesle dost olduğunu ilan ederek barış içinde bir sevgi dünyası düşünür. Dostluk ve barışın temeli; insanların menfeat gözetmeden, karşılıklı birbirini sevmesiyle kurulur. Kötü duygulardan arınmanın ve iyi insan olmanın yolu da sevgiden geçmektedir. Herşeye sevgi ve hoşgörü ile bakan Yunus Emre de bir beytinde:
"Ben gelmedim davi için, benim işim sevi için
Dostun evi gönüllerdir. Gönüller yapmaya geldim"
diyerek dünyaya kavga ve iddia amacıyla gelmeyip, sevgi ve hoşgörüyle barış yapmak için geldiğini ifade eder ve dostluk üzerine kurulmuş bir sevgi dünyası özlemini çeker.
Türk-İslâm kültürünün etkisiyle, sevgi, müsamaha ve adalet gibi değerler, halk içinde öylesine zirvelere erişip meyve vermiştir ki; tesiri asırlarca görülmüştür. Türk milletinin bağrından çıkardığı manevi gönül sultanları, insanın düşünme ve duygulanma melekelerini topyekün harekete geçirmişlerdir. Bu sayededir ki, insanlarımızın hiç bir fark gözetmeksizin, birbirlerini sevip sayma ilkesi; tüm insanlığı kapsayacak şekilde bir atmosfer meydana getirme yolunda gelişmiştir.
Avrupa insanının, "hümanizm" adı altında asırlarca düşünüp bugün dahi bir türlü gerçekleştiremediği insanî değerler idealini, Türk insanı tarih boyunca düşünmüş, yaşamış ve gerçekleştirmiştir. Kültür ve medeniyetimizin ulaştığı her yerde, inançlara saygı, insan sevgisi, adalet ve hoşgörü gibi kavramlar, en yüksek derecede tezahür etmiştir. Fethettiğimiz yerlerde bıraktığımız tarihî izler, düşüncelerimizin hem şahidi hem de tercümanıdır.
Sevgili Peygamberimiz(s.a.v.)'e Mekkeli müşrikler her türlü eza ve cefayı reva gördükleri halde, O Mekke'yi fethedince, halka hoşgörünün ve affın en güzel numunesini göstermiştir. Hz. Ömer Kudüs'ü, Fatih Sultan Mehmet de İstanbul'u fethedince, Allah Rasülü'nün bu örnek davranışını sergileyerek derin bir hoşgörüyle halkı dillerinde, dinlerinde ve mülklerinde serbest bırakmışlardır.
Acaba böylesi bir müsamaha, af ve hoşgörü İslâm'dan başka hangi sistemde mevcuttur? Tarihin hangi devresinde ve dünyanın neresinde görülmüştür?
Bu arada şu hususu da belirtelim: Türk milleti; asırlarca hüküm sürdüğü topraklarda yaşayan milletlere, insanî açıdan yaklaşarak her sahada tam bir hoşgörü ve serbestlik sağlamasına rağmen, dün olduğu gibi bugün de, milletlerarası platformlarda dünyanın kin ve husumetine maruz kalmaktadır. Yüzyıllar boyunca gerek milletimize, gerekse millî değerlerimize karşı, kin ve nefret tohumları ekilmesi sonucu; her fırsatta, herkesten ve her şeyden ihanet görebileceğimiz gerçeği gözlerden uzak tutulmamalıdır. Siyasî, askerî ve ideolojik bakımdan, bütün dünya oluşumlarının değişmeye başladığı şu sıralarda, her zamankinden daha çok, millî birlik ve bütünlük içinde olmaya, birbirimizi sevgi, saygı ve hoşgörü ile kucaklamaya ihtiyaç bulunmaktadır. Engin tarihî tecrübe ve kültürümüzdeki insanî değerleri içbenliğimizde asırlarca bayraklaştırıp, başımızda taşıdıktan sonra, bütün bu hasletlerimizi, kumara verircesine saçıp savurmayı ve özünden kopmayı, akl-ı selim sahibi hiç bir kimse düşünebilir mi? Dini, dili, rengi ve düşüncesi ne olursa olsun, insan; sırf insan olduğu için sevilmelidir. Kendimiz gibi düşünmese dahi, karşımızdaki insana hoşgörüyle bakıp saygı duyulmalıdır.
Fazilet bahçesinde, insanî değerlerle olgunlaşan sevgi güllerini, itina ile derleyip, susamış gönüllere dostluk pınarlarından kana kana sunduğumuz gün, topyekün insanlığın bayramı olacaktır.
Ahlak duygusunun çiçekler gibi açtığı, hoşgörünün bayraklaştığı, adaletin tuğlaştığı, sevgi güftesinin bestelenip şarkılaştığı ve yediden yetmişe bütün insanların dostluk içinde kucaklaştığı ortamı hazırladığımız gün, hepimizin bayramı olacaktır.
Böylece; hem özlediğimiz sevgi dünyası kurulacak, hem de bütün insanlık huzur bulacaktır.
Ne mutlu yalan, haset, öfke, kin, nefret ve kavga gibi duyguları lügatından silip kötü düşünceleri aşabilenlere.
Ne mutlu ahlak, fazilet, iyilik ve güzellik iklimlerine ulaşabilenlere.
Ne mutlu saygı, hoşgörü ve adalet gibi insanî değerlerle dolup taşabilenlere. Ve ne mutlu ki, sevgiyi bayraklaştırıp gönüller fethi için koşabilenlere.
Avrupa insanının, "hümanizm" adı altında asırlarca düşünüp bugün dahi bir türlü gerçekleştiremediği insanî değerler idealini, Türk insanı tarih boyunca düşünmüş, yaşamış ve gerçekleştirmiştir. Kültür ve medeniyetimizin ulaştığı her yerde, inançlara saygı, insan sevgisi, adalet ve hoşgörü gibi kavramlar, en yüksek derecede tezahür etmiştir. Fethettiğimiz yerlerde bıraktığımız tarihî izler, düşüncelerimizin hem şahidi hem de tercümanıdır
MUSTAFA TURAN

Hiç yorum yok: