Salı, Aralık 25, 2007

Barışın Kaçınılmazlığı

HİKAYELER

Barış...Bu kelimenin ifade ettiklerini anlamak o kadar da güç olmasa gerek. Evrensel bir olgudan söz ediyorum. Tüm insanların tek bir yürek olup mutlu bir gelecek için heyecanlandığı, masum çocukların ağlamasına izin vermeyen, savaş meydanlarına çiçekler yağdıran, bitmek bilmeyen nefret duyguları üzerine simsiyah bulutlar arasından gülümseyen bir güneş gibi ışık saçan ve hiçbir zaman yok olmayacak bir kelimeden söz ediyorum.Savaş acıdır, meyvesi barıştır ve oldukça tatlıdır. Tarih boyunca birçok savaş olmuştur. Bunları takip eden karşılıklı isteklerin dile getirildiği antlaşmalar yapılmıştır. Tabii ki her şey görüldüğü kadar basit değil. Bir kıvılcımın ahşap bir evi ne hale getireceğini tahmin edersiniz. Sebebi ne olursa olsun; savaşlar da, medeniyetler üzerinde aynı etkiyi göstermekten geri kalmamıştır. Öyle savaşlar vuku bulmuştur ki; birkaç saat içinde koskoca medeniyetler, tarih sahnesinden silinmiştir.Gerçekten de geriye dönüp karmaşık bir yapı arz eden tarih sayfalarını karıştırdığımızda, pek çok savaş ve bunları izleyen antlaşmalarla karşılaşırız. İnsanlar savaşmayı çok mu seviyorlardı ki, ellerinde kılıçla yola çıkıyorlardı. Hayır, hiç kimse bu kanlı olayı seviyorum diyemez. Madem kimse böyle bir olayı sevmiyor; o halde toplumları bu denli istem dışı hareketlere iten, oldukça güçlü sebepler olması gerekir.İnsan; ne kadar da sade bir kelime değil mi? Eğer bir ülkenin kralı, padişahı ya da en kestirme ifadeyle yöneticisi olan bir insandan söz ediyorsak, bu sadelik o kadar da masum olmuyor. Nitekim yapılan savaşların pek çoğu zalim ve bilgisiz yöneticilerin emirleri doğrultusunda başlatılmıştır. Amaçları ise, bir karış toprak kazanmak için yakıp yıkmaktır. Cahillerin yönetici olduğu bir ülke ordusunun, cahilce davranışlar sergilemesi kaçınılmazdır.Sonuç, pek de iç açıcı değil. Toprak için insana kıyılmıştır. Güçlü olduğunu tüm dünyaya duyurmak isteyen yöneticiler, medeniyetleri ayaklarının altında ezerek bir toz haline getirmiştir. Vurmak istedikleri hedefi ıskalayanların geride bırakmış olduğu tahribat ise, hiç de azımsanacak gibi değil.Bu arada zeki ve gerçekten vicdan sahibi insanların da, yöneticilik rolünü üstlendiği zamanlar olmuştur. Amaçları ne olursa olsun, bu şahıslar da ordularıyla birlikte savaş meydanlarında mücadele etmek zorunda kalmıştır. Her ne kadar savaş zararları en aza indirilmiş olsa da, taraflar birbirlerine karşı daha anlayışlı bir tavır sergileseler de, böyle bir mücadele hiçbir zaman çekici bir güzellikte olmamıştır.Atatürk diyor ki: “Hiçbir zafer, gaye değildir. Zafer ancak kendisinden daha büyük bir gayeyi elde etmek için gereken vasıtadır. Gaye, fikirdir. Zafer bir fikrin elde edilişine hizmeti nispetinde kıymet ifade eder. Bir fikrin elde edilişine dayanmayan bir zafer ömürlü olmaz. O, boş bir gayrettir. Her büyük meydan muharebesinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir âlem doğmalıdır, doğar. Yoksa başlı başına zafer, boşa gitmiş bir gayret olur.”Önderimizin dile getirdiği bu cümleler, gerçekten de dikkate şayandır.Nitekim dünya ülkeleri günümüzde, geçmişini iyi analiz etmiş ve bulunmuş olduğumuz yüzyıla yaraşır kararlar almayı başarmıştır. Karşılıklı hak ve özgürlüklere saygıyla birlikte, dünya nüfusu ne kadar fazla olursa olsun, tüm insanların yeryüzünde beraberce yaşayabileceği anlaşılmıştır. Bir hiç uğruna sönen yuvalar geçmişte kalırken, insan hakları ulusal düzeyde koruma altına alınmıştır. İnsanlar el ele vermiş, bir ülkenin ya da bir milletin refahı için değil; tek bir hedef için, dünya üzerinde özgürlük ve kardeşlik çemberi içerisinde yaşamak için, bütün engelleri yıkmışlardır. Elbette ki, bu huzurlu barış ortamına gölge düşüren olaylar yaşanmaktadır. Her ne şekilde olursa olsun, yaşanan tatsızlıkların yaptığı etki; uçsuz bucaksız okyanuslara düşen küçük bir yağmur damlasının çıkardığı üç beş dalga kadar aciz ve yok olmaya mahkûmdur.Görülüyor ki; insanlık tarihi savaşlarla çalkalanmış, yapılan barışlarla hayat bulmuştur. Mutluluğa giden yolda, gelin hep birlikte el ele verelim. Kin ve nefret duygularını geride bırakıp sevgi ve kardeşlik tohumları ekelim dünyamıza. Varsın engel olsun birileri, varsın siyah bulutlar çeksinler üzerimize. Biz yine de sabırla besleyelim sevgimizi ve unutmayalım ki yarın sabah elbet güneş doğacaktır. Sevelim sevilelim, elimizden kardeşlik meşalesini, dilimizden “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesini düşürmeyelim.

Hiç yorum yok: