Salı, Aralık 25, 2007

Müsâmaha, Hoşgörü Ve Tolerans

Çeşitli sözlükler müsâmaha için: 1. Hoşgörme, gözyumma, bir suçluya karşı şiddet göstermeyip geçiverme(!); 2. İhmâl, dikkatsizlik, gevşeklik; 3. Aldırış etmeme, kayıtsız kalma; 4. Savsaklama (Bk. 1. Hayat Büyük Türk Sözlüğü, 2. Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedi­si, 3.Meydan Larousse, 4. Ferit Devellioğlu: Osmanlıca-Türkçe An­siklopedik Lûgat) anlamlarını takdîm etmekte ve bu sözcüğün cömert­lik, elaçıklığı, iyilikseverlik anlamlarındaki Arapça semâhat sözcüğün­den türediğine de dikkati çekmektedirler.
Hoşgörü dilimizde nisbeten yeni tutunmuş bir sözcüktür. Bu sözcüğün Meydan Larousse'a göre anlamı:
"Savundukları görüşler ve açığa vurdukları duygular bizimkilerle çelişen kimseleri sabırla karşılama, müsâmaha";
ve Büyük Larousse Sözlük Ve Ansiklopedisi'ne göre de:;
"1. Başkalarının kendisininkinden farklı düşünme ve yaşama biçimleri olmasını kabûl eden kimsenin tutu­mu, müsâmaha, tolerans; 2. Kimi durumlarda bir kim­senin bir kurala bir yasaya uymamasına göz yummayı getiren esneklik; 3. Anlayış, yüce gönüllülük(!) gösteren, çevresindekilerin davranışlarını hoş gören kimse­nin tutumu"
olarak verilmektedir. Tolerans sözcüğüne gelince lâtince kökenli olan bu sözcük lâtince tollerare yâni (bir sıkıntıya, bir zorluğa, rahatsız edici bir şeye) katlanmak fiilinden türetilmiş olup Nouveau Petit Larousse En Couleurs'ün 1968 baskısına göre:
"1. Başkalarında bizimkilerden farklı düşünce ve hareket tavırlarının ve farklı duyguların varlığını kabûl et­me eğilimi: sosyal hayatta fazîlet toleransdan daha faydalıdır. 2. Bâzı durumlarda birine lûtufta bulunmak: "Bu bir hak değil bir toleranstır". 3. Organizmanın ızdırap çekmeksizin bâzı maddelere katlanma özelliği: "Barbitürikli ilâçlara tolerans şahıslara göre çok de­ğişkendir" 4. Bir imalâtta müsâmaha edilen boyut ya da ağırlık fazlası ya da eksiği: madenî paralarda tole­rans olabildiğince küçüktür. 5. Tolerans Evi: Fuhuş yapılan ev, genelev."
anlamlarını taşıyabilmektedir. Fernando Palazzi: Novissimo Dizionario Della Lingua Italiana (Casa Editrice Ceschina, Milano; 2. baskı, 1970) ise tolerans için:
"1. Başkalarının bizim duygularımızla ya da fikirlerimizle uyuşmayan şeyler söylemesine ve işler yapması­na müsaade eden ve başkalarının hatâ ve kusurlarını af­feden hoşgörü hasleti: politik ya da dinî tolerans. 2. Şerre ve ağrıya katlanma yeteneği."
tanımlarını vermektedir.
Bu tanımlar dikkatle incelendiğinde şu tesbitlere varılmaktadır:
1) Günlük hayatta bâzen aynı bağlamda kullanılmalarına rağmen müsâmaha, hoşgörü ve tolerans A) hem etimoloji açısından biribirlerin­den farklıdırlar ve hem de B) semantik açıdan farklı içeriklere delâlet etmektedirler.
2) Tanımları ve nüansları ne olarsa olsun, her üç sözcüğe de atfe­dilmek istenen anlamın delâlet ettiği ortak kavram: "olumsuz bir du­rum karşısında olumsuz bir tepki göstermeme hâli"ne işâret etmekte­dir.
3) Bu tepki göstermeme hâli, kişiye cebren empoze edilen bir hâl değil de kişinin kendi hür irâdesi ve hür seçimi ile takındığı bir tutum­dur.
Hiç kuşkusuz böyle bir "tepki göstermeme"nin de kişiden kişiye ve toplumdan topluma değişen bir takım motivasyonları olacaktır. Bun­lar: 1) vurdumduymazlık (ya da nemelâzımcılık) olabilir; 2) sabır ve merhamet duyguları olabilir; 3) düpedüz mazoşist bir eğilim olabilir; 4) olumsuz bir durum karşısında olumsuz bir reaksiyon gösterildiği takdir­de olumsuz ve şiddetli bir reaksiyonla karşılaşmakdan çekinmek olabi­lir; 5) olumsuz durumun, kendisinin cesâret edemediği bir reaksiyonu dile getirmiş olmasının bahşettiği örtülü bir tatmîn olabilir; 6) söz ko­nusu olumsuz durumu, temelde, tasvîb etmek olabilir; 7) her çeşit olumsuz durumu tasvîb eden, kurulu düzene itiraz etmeyi fazîlet adde­den bir rûh hâleti olabilir; ve nihâyet 8) bu olumsuz durumu tasvîb et­menin kendisini herkesden farklı bir statüye eriştirdiği zannı olabilir.
Ayrıca tolerans, hoşgörü ve müsâmaha sözcükleri arasında bunla­rın içerdikleri dinamik açısından da büyük fark vardır. Gerek tolerans, gerekse hoşgörü bunun müellifinin olumsuz bir duruma karşı yönlen­dirilmiş olduğu, tek yönlü bakış açısına işâret etmektedir. Oysa müsâmaha, her ne kadar sözlüklere açıkça geçmemiş ise de, tıpkı: mübâdele (karşılıklı değiş-tokuş etmek), mücâdele (biribiriyle cidâlleşmek), müdâbere (biribirine arkasını dönme), mükâleme (karşı­lıklı konuşma), mükâreme (eliaçıklık konusunda karşılıklı yarışma), mükâtebe (karşılıklı yazışma), mülâmese (el ile biribirine dokunma), mülâsaka (biribirine yapışma), mülâtefe (biribiriyle şakalaşma), mümâsaha (biribirine sözle yumuşak hareket etme), münâkaşa (karşılık­lı tartışma), münâzaa (karşılıklı ağız kavgası), münâzara (kurallara uyarak karşılıklı konuşma), müsâlâha (karşılıklı uzlaşma), müsâvat (iki şe­yin aynı niteliklere sâhib olması), müsâyefe (biribirine kılıç çekme), müsâyere (en az iki kişinin biribirlerine yol arkadaşı olması), müşâtara (biriyle bir şeyi yarı yarıya bölüşme), ilh.... sözcüklerinde olduğu gibi iki kişinin biribirine karşılıklı semâhatte bulunmasına delâlet ettiğin­den tek yöne değil, karşılıklı iki yönün varlığına işâret etmektedir.
Bu i'tibârla, eğer müsâmaha hoşgörüyü ifâde ediyor ise, kendisine hoşgörü ile muamelede bulunulan kimsenin de bu hoşgörülü kimseye karşı hoşgörülü olması gerekir. Hâlbuki bu her zaman böyle değildir. Binâenaleyh müsâmaha sözcüğü tolerans ve hoşgörü sözcüklerinin or­taya koydukları anlamdan farklı bir anlama sâhibtir. Bu her iki sözün eşanlamlı olarak kullanılması ise ancak bir "galat-ı meşhûr" statüsü çerçevesinde olabilir.
Tolerans (fransızca: tolérance, italyanca: tolleranza) sözcüğünün zıddı fransızcada "intolérance" ve italyancada da "intolleranza"dır. Nouveau Petit Larousse En Couleurs "intolérance" için: "Politik ve dinî konularda görüş ve inanç bakımından farklı kimselere karşı takı­nılan hınç dolu saldırgan tavır" ve Novissimo Dizionario Della Lingua Italiana da "intollerranza" için: "Başkalarının kendininkinden farklı bir görüşe sâhib olmalarına tahammül etmeme hâli" tanımlarını vermektedirler. Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi ise: "Bir düşünceye, bir inanışa körü körüne bağlanma, başka düşünceleri, başka inançları bütünüyle yadsımayı (reddetmeyi) taassub ya da bağnazlık olarak tanımlamaktadır. Buna göre tolerans ya da hoşgörünün zıddı: to­leranssızlık ya da hoşgörüsüzlük değil taassub ya da bağnazlıkdır.
Tolerans, Tıpkı Eşitlik Gibi,
İslâmiyet-dışı Bir Paradigmadır
Tıpkı eşitlik (müsâvat) kavramının İslâm-dışı bir kavram olması ve Kur'ân'da yer almamış olması gibi, hoşgörü (müsâmaha) kavramı da Kur'ân'da, ve tesbit edebildiğim kadarıyla, mûteber Hadîs külliyâtlarında yer almamaktadır. Her iki kavram da Batı Hıristiyan Medeniyetine has paradigmalar yâni "düşünce kalıpları"dır.
Buna karşılık Kur'ân, pekçok âyetin de te'yid ettiği gibi, toplum­sal hayatın düzenlenmesi konusunda nizam koyucu kavramlar ve dola­yısıyla da dinî vecîbeler olarak: adâlet, ihsân, merhamet, sabır ve af kavramlarını temel olarak alır. (Bk. meselâ: II/1 12; III/134; IV/58 105-109, 135, 149; V/8; VII/29, 181; XVI/90; XXVI/205-207; XXXI/3-5; XXXVIII/26; XL/20; XLII/37, 40-43; XLIX/9; LVII/25; XC/17-18 âyetleri).
Günümüzde "eşitlik ilkesine inanmış olmak", genellikle, "hoşgö­rülü olmanın" da "âdil olmanın" da temeli olarak sunulmaktadır. "Eşit­lik" ve "hoşgörü"nün hıristiyan Batı'ya has birer kavram iken nasıl olup da hiç filtre edilmeden ve bunların islâmî yanları olup olmadığı araştı­rılmadan Türk toplumuna sızmış olması ve hattâ i'tibâr kazanması ilgi çekicidir. O kadar ki, bugün gerek "Eşitlik" gerekse "Tolerans (Hoşgö­rü)" kavramlarının İslâm-dışı kavramlar olduğu açıkça ifâde edildiğin­de "Böyle bir iddia İslâm'a karşı büyük bir bühtândır" diyerek buna şid­detli tepki gösteren pekçok hâlis ve muhterem müslüman vardır. Bu da medya aracılığıyla yapılan propagandaların insanları nasıl etkin bir bi­çimde Pavlov'un şartlı refleksine tâbi' tutmakta ve idrâklerini ne kadar köreltmekte olduğunun bir başka delîlidir. Şimdi, tolerans kavramın­dan önce eşitlik kavramının gelişmesini ve ortaya çıkardığı garâbetleri incelemek istiyorum.

Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre

Hiç yorum yok: