Çeşitli sözlükler müsâmaha için: 1. Hoşgörme, gözyumma, bir suçluya karşı şiddet göstermeyip geçiverme(!); 2. İhmâl, dikkatsizlik, gevşeklik; 3. Aldırış etmeme, kayıtsız kalma; 4. Savsaklama (Bk. 1. Hayat Büyük Türk Sözlüğü, 2. Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, 3.Meydan Larousse, 4. Ferit Devellioğlu: Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat) anlamlarını takdîm etmekte ve bu sözcüğün cömertlik, elaçıklığı, iyilikseverlik anlamlarındaki Arapça semâhat sözcüğünden türediğine de dikkati çekmektedirler.
Hoşgörü dilimizde nisbeten yeni tutunmuş bir sözcüktür. Bu sözcüğün Meydan Larousse'a göre anlamı:
"Savundukları görüşler ve açığa vurdukları duygular bizimkilerle çelişen kimseleri sabırla karşılama, müsâmaha";
ve Büyük Larousse Sözlük Ve Ansiklopedisi'ne göre de:;
"1. Başkalarının kendisininkinden farklı düşünme ve yaşama biçimleri olmasını kabûl eden kimsenin tutumu, müsâmaha, tolerans; 2. Kimi durumlarda bir kimsenin bir kurala bir yasaya uymamasına göz yummayı getiren esneklik; 3. Anlayış, yüce gönüllülük(!) gösteren, çevresindekilerin davranışlarını hoş gören kimsenin tutumu"
olarak verilmektedir. Tolerans sözcüğüne gelince lâtince kökenli olan bu sözcük lâtince tollerare yâni (bir sıkıntıya, bir zorluğa, rahatsız edici bir şeye) katlanmak fiilinden türetilmiş olup Nouveau Petit Larousse En Couleurs'ün 1968 baskısına göre:
"1. Başkalarında bizimkilerden farklı düşünce ve hareket tavırlarının ve farklı duyguların varlığını kabûl etme eğilimi: sosyal hayatta fazîlet toleransdan daha faydalıdır. 2. Bâzı durumlarda birine lûtufta bulunmak: "Bu bir hak değil bir toleranstır". 3. Organizmanın ızdırap çekmeksizin bâzı maddelere katlanma özelliği: "Barbitürikli ilâçlara tolerans şahıslara göre çok değişkendir" 4. Bir imalâtta müsâmaha edilen boyut ya da ağırlık fazlası ya da eksiği: madenî paralarda tolerans olabildiğince küçüktür. 5. Tolerans Evi: Fuhuş yapılan ev, genelev."
anlamlarını taşıyabilmektedir. Fernando Palazzi: Novissimo Dizionario Della Lingua Italiana (Casa Editrice Ceschina, Milano; 2. baskı, 1970) ise tolerans için:
"1. Başkalarının bizim duygularımızla ya da fikirlerimizle uyuşmayan şeyler söylemesine ve işler yapmasına müsaade eden ve başkalarının hatâ ve kusurlarını affeden hoşgörü hasleti: politik ya da dinî tolerans. 2. Şerre ve ağrıya katlanma yeteneği."
tanımlarını vermektedir.
Bu tanımlar dikkatle incelendiğinde şu tesbitlere varılmaktadır:
1) Günlük hayatta bâzen aynı bağlamda kullanılmalarına rağmen müsâmaha, hoşgörü ve tolerans A) hem etimoloji açısından biribirlerinden farklıdırlar ve hem de B) semantik açıdan farklı içeriklere delâlet etmektedirler.
2) Tanımları ve nüansları ne olarsa olsun, her üç sözcüğe de atfedilmek istenen anlamın delâlet ettiği ortak kavram: "olumsuz bir durum karşısında olumsuz bir tepki göstermeme hâli"ne işâret etmektedir.
3) Bu tepki göstermeme hâli, kişiye cebren empoze edilen bir hâl değil de kişinin kendi hür irâdesi ve hür seçimi ile takındığı bir tutumdur.
Hiç kuşkusuz böyle bir "tepki göstermeme"nin de kişiden kişiye ve toplumdan topluma değişen bir takım motivasyonları olacaktır. Bunlar: 1) vurdumduymazlık (ya da nemelâzımcılık) olabilir; 2) sabır ve merhamet duyguları olabilir; 3) düpedüz mazoşist bir eğilim olabilir; 4) olumsuz bir durum karşısında olumsuz bir reaksiyon gösterildiği takdirde olumsuz ve şiddetli bir reaksiyonla karşılaşmakdan çekinmek olabilir; 5) olumsuz durumun, kendisinin cesâret edemediği bir reaksiyonu dile getirmiş olmasının bahşettiği örtülü bir tatmîn olabilir; 6) söz konusu olumsuz durumu, temelde, tasvîb etmek olabilir; 7) her çeşit olumsuz durumu tasvîb eden, kurulu düzene itiraz etmeyi fazîlet addeden bir rûh hâleti olabilir; ve nihâyet 8) bu olumsuz durumu tasvîb etmenin kendisini herkesden farklı bir statüye eriştirdiği zannı olabilir.
Ayrıca tolerans, hoşgörü ve müsâmaha sözcükleri arasında bunların içerdikleri dinamik açısından da büyük fark vardır. Gerek tolerans, gerekse hoşgörü bunun müellifinin olumsuz bir duruma karşı yönlendirilmiş olduğu, tek yönlü bakış açısına işâret etmektedir. Oysa müsâmaha, her ne kadar sözlüklere açıkça geçmemiş ise de, tıpkı: mübâdele (karşılıklı değiş-tokuş etmek), mücâdele (biribiriyle cidâlleşmek), müdâbere (biribirine arkasını dönme), mükâleme (karşılıklı konuşma), mükâreme (eliaçıklık konusunda karşılıklı yarışma), mükâtebe (karşılıklı yazışma), mülâmese (el ile biribirine dokunma), mülâsaka (biribirine yapışma), mülâtefe (biribiriyle şakalaşma), mümâsaha (biribirine sözle yumuşak hareket etme), münâkaşa (karşılıklı tartışma), münâzaa (karşılıklı ağız kavgası), münâzara (kurallara uyarak karşılıklı konuşma), müsâlâha (karşılıklı uzlaşma), müsâvat (iki şeyin aynı niteliklere sâhib olması), müsâyefe (biribirine kılıç çekme), müsâyere (en az iki kişinin biribirlerine yol arkadaşı olması), müşâtara (biriyle bir şeyi yarı yarıya bölüşme), ilh.... sözcüklerinde olduğu gibi iki kişinin biribirine karşılıklı semâhatte bulunmasına delâlet ettiğinden tek yöne değil, karşılıklı iki yönün varlığına işâret etmektedir.
Bu i'tibârla, eğer müsâmaha hoşgörüyü ifâde ediyor ise, kendisine hoşgörü ile muamelede bulunulan kimsenin de bu hoşgörülü kimseye karşı hoşgörülü olması gerekir. Hâlbuki bu her zaman böyle değildir. Binâenaleyh müsâmaha sözcüğü tolerans ve hoşgörü sözcüklerinin ortaya koydukları anlamdan farklı bir anlama sâhibtir. Bu her iki sözün eşanlamlı olarak kullanılması ise ancak bir "galat-ı meşhûr" statüsü çerçevesinde olabilir.
Tolerans (fransızca: tolérance, italyanca: tolleranza) sözcüğünün zıddı fransızcada "intolérance" ve italyancada da "intolleranza"dır. Nouveau Petit Larousse En Couleurs "intolérance" için: "Politik ve dinî konularda görüş ve inanç bakımından farklı kimselere karşı takınılan hınç dolu saldırgan tavır" ve Novissimo Dizionario Della Lingua Italiana da "intollerranza" için: "Başkalarının kendininkinden farklı bir görüşe sâhib olmalarına tahammül etmeme hâli" tanımlarını vermektedirler. Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi ise: "Bir düşünceye, bir inanışa körü körüne bağlanma, başka düşünceleri, başka inançları bütünüyle yadsımayı (reddetmeyi) taassub ya da bağnazlık olarak tanımlamaktadır. Buna göre tolerans ya da hoşgörünün zıddı: toleranssızlık ya da hoşgörüsüzlük değil taassub ya da bağnazlıkdır.
Tolerans, Tıpkı Eşitlik Gibi,
İslâmiyet-dışı Bir Paradigmadır
Tıpkı eşitlik (müsâvat) kavramının İslâm-dışı bir kavram olması ve Kur'ân'da yer almamış olması gibi, hoşgörü (müsâmaha) kavramı da Kur'ân'da, ve tesbit edebildiğim kadarıyla, mûteber Hadîs külliyâtlarında yer almamaktadır. Her iki kavram da Batı Hıristiyan Medeniyetine has paradigmalar yâni "düşünce kalıpları"dır.
Buna karşılık Kur'ân, pekçok âyetin de te'yid ettiği gibi, toplumsal hayatın düzenlenmesi konusunda nizam koyucu kavramlar ve dolayısıyla da dinî vecîbeler olarak: adâlet, ihsân, merhamet, sabır ve af kavramlarını temel olarak alır. (Bk. meselâ: II/1 12; III/134; IV/58 105-109, 135, 149; V/8; VII/29, 181; XVI/90; XXVI/205-207; XXXI/3-5; XXXVIII/26; XL/20; XLII/37, 40-43; XLIX/9; LVII/25; XC/17-18 âyetleri).
Günümüzde "eşitlik ilkesine inanmış olmak", genellikle, "hoşgörülü olmanın" da "âdil olmanın" da temeli olarak sunulmaktadır. "Eşitlik" ve "hoşgörü"nün hıristiyan Batı'ya has birer kavram iken nasıl olup da hiç filtre edilmeden ve bunların islâmî yanları olup olmadığı araştırılmadan Türk toplumuna sızmış olması ve hattâ i'tibâr kazanması ilgi çekicidir. O kadar ki, bugün gerek "Eşitlik" gerekse "Tolerans (Hoşgörü)" kavramlarının İslâm-dışı kavramlar olduğu açıkça ifâde edildiğinde "Böyle bir iddia İslâm'a karşı büyük bir bühtândır" diyerek buna şiddetli tepki gösteren pekçok hâlis ve muhterem müslüman vardır. Bu da medya aracılığıyla yapılan propagandaların insanları nasıl etkin bir biçimde Pavlov'un şartlı refleksine tâbi' tutmakta ve idrâklerini ne kadar köreltmekte olduğunun bir başka delîlidir. Şimdi, tolerans kavramından önce eşitlik kavramının gelişmesini ve ortaya çıkardığı garâbetleri incelemek istiyorum.
Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre
Salı, Aralık 25, 2007
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder