çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Aralık 25, 2007

saçlarını ömür boyu kestirmeyen çocuk

Bir gün Peygamber efendimiz s.a.v mescide dogru ilerlerken, okunan ezan ile dalga geçen çocukları görür. Çocuklar yol kenarındadır ve Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara selam vererek yaklaşır. Sonra ezan ile dalga geçen çocuga “Ne kadar da güzel sesin var.” der. Çocuk bir peygamberin karşısında kendini muhatap olarak görünce şaşırır. Şaşkınlıgını henüz üzerinden atamadan, Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) çocugun saçlarını okşar ve “Mescitte de bu güzel sesinle ezan okur musun?” diye sorarak onun elinden tutup mescide götürür. O çocuk o günden sonra mescitte müezzinlik yapmaya başlar. İsmi Ebu Mansure olan bu Sahabe Efendimiz (ra), mescitte uzun bir süre müezzinlik yapar ve saçlarını ömür boyu kesmez. Çokça uzayan saçlarını kesmesi konusunda tavsiyede bulunanlara da öfkelenerek “O saçları kim okşadı bilmiyor musunuz?” diyerek, Peygamber Efendimiz’e (sas) olan muhabbetini dile getirir.

menkıbe

Behlül-i Dânâ bir gün Bağdât sokaklarından birinde giderken, oynayan çocuklar gördü. Çocuklardan biri ise bir köşeye çekilmiş onlara bakıyor ve ağlıyordu. Behlül-i Dânâ o çocuğun yanına gitti ve; "Ey çocuk niçin ağlıyorsun? Gel sana bir şeyler alayım da sen de arkadaşlarınla oyna." dedi ve çocuğun başını okşadı. Çocuk bakışlarını Behlül'e çevirdi ve; "Ey aklı az adam! Biz oyun için yaratılmadık." dedi. Behlül bu söze şaştı ve çocuğa; "Ey oğlum! Peki niçin yaratıldık." diye sordu. Çocuk; "Allahü teâlâyı bilmek ve O'na ibâdet etmek için." dedi. Behlül hazretleri; "Peki bunun öyle olduğunu nereden biliyorsun?" diye sordu. Çocuk, Mü'minûn sûresinin 115. âyet-i kerîmesini okuyuverdi. Meâlen; "Sizi ancak boşuna yarattığımı ve gerçekten bize döndürülmeyeceğinizi mi zannettiniz ?" Hazret-i Behlül tekrar; "Ey çocuk. Sen hakîmâne konuştun. Bana biraz daha nasîhat et." dedi ve ağlamaya başladı. Kendinden geçmişti. Kendine geldiğinde çocuğa; "Ey oğlum! Senin günâhın yok. Sen bir çocuksun. Nasıl oluyor da böyle düşünebiliyorsun?" diye sordu. Çocuk da; "Ey Behlül! Babamı ateş yakarken gördüm. İri odunları küçük çırpılarla tutuşturuyordu. Ben de Cehennem'in yanan küçük odunlarından olacağımdan korkuyorum." dedi. Bu sözler üzerine Behlül-i Dânâ hazretleri tekrar ağladı. Kendinden geçti. Kendine geldiğinde çocuğu yanında göremedi. Oradakilere bu çocuğun kim olduğunu sordu. Onlar; "Tanımadın mı?" dediler. Behlül; "Hayır." deyince, onlar; "Bu, hazret-i Hüseyin evlâdından seyyid bir çocuktur." dediler. Behlül de; "Ancak böyle bir ağacın meyvesi bu kadar olgun olabilirdi." deyip oradan ayrıldı.

eğri minare

Süleymaniye Camiinin inşası tamamlanmış, ibadete açılacağı gün ilan edilmişti O gün gelince istanbul'un her yanından insanlar bu eşsiz eserin açılışında bulunmak için şehrin bu noktasına akın etmişti Herkes hayranlıkla bu Türk mucizesini seyrediyordu Fakat bunlar arasında bulu nan bir çocuk, "Aaa şu minareye bakın nasıl eğri!" diye bağırıyordu Herkes de bakıyordu ama bir eğrilik görmüyordu Çocuğun minarelerden biri için eğri dediği Mimar Sinan'a kadar ulaştı Koca mimar hemen çocuğun yanına geldi ve ona, "Yavrum hangi minare eğri göster bana" dedi Çocuk da "İşte şu" diye minarelerden birini gösterdi Mimar Sinan hemen adamlarını topladı Uzun halatları biribirine ekletip minareye bağlattı "Çekin yukarı doğru!" diye çektirmeye başladı Çocuğa da, "Oğlum, bak bu minareyi doğrultturuyorum, sen dikkat et, dosdoğru olunca haber ver"

dedi Adamlar gerçekten düzeltiyormuş gibi çekiyorlardı Çocuk bir süre sonra, "Tamam, minare doğruldu" diye bağırdı İşçiler çekme işini bırakıp halatları çözdüler Başından beri olaya tanık olan Sinan'ın ustalarından biri herkesin kafasını kurcalayan soruyu Mimar Sinan'a yöneltti:

- Ulu mimarbaşımız, sen herkesten iyi biliyorsun ki, minarede eğrilik falan yok O halde niçin düzeltmeye kalkıştın?

Mimar Sinan'ın cevabı inceliğin, anlayışın, hoşgörünün simgesi idi:

- Ben bilmez miyim minarede eğrilik olmadığını Ama çocuğun kafasındaki "minare eğri" intibaını da öyle bırakamazdım Bu yönteme başvurdum ki çocuğun kafasındaki "eğri" kanaati silinsin Yoksa her yerde çocuk aklıyla minarenin eğri olduğunu söyler, sonra gerçekten eğri olduğu şeklinde bir inanç yayılırdı

baba yüregi

Birgün minik emre babasına merak edip sorar:"baba ben nasıl oldum?"babası "biz senin olman için yatağın altına şeker serptik . ertesi sabah bir baktık ki sen ordasın"bunu duyan çocuk yatmadan önce yatağının altına şeker döker ,sabah kalktığında hemen yatağın altına bakar bide ne görsün birsürü karınca doludur.bunu görünce" ah ulan sizi şimdi öldürürdüm ama baba yüreği işte kıyamaz

büyük yalan

Annenin biri çocuğuna ders çalışıyormu diye bakmaya gitmiş ve bakmış ki türkçe sınavına çalışıyormuş sormuş" hangi konular çocuğum""geçmiş gelecek şimdiki zaman""pekii ben güzeldim desen ne olur?"geçmiş zaman olur""pekiğiii ben güzelim desem ne olur?""Büyük yalan olur anneciğim"

üstün bellek

Bir gün bir çocuk elinde iki tane ödülle kapıdan girmiş babası mutlu ve onurlu bir şekilde sormuş -Bu ödülleri neyden dolayı aldın demiş, çocuk cevap vermiş-Üstün belleğimden dolayı aldım demiş, babası sormuş -Ya öbürünü? çocuk, durmuş durmuş -Şeyy unuttum, demiş

hazırcevap

Guvatr hastası adam otobüse binmişti ama çocuğun biri gözlerini dikmiş, ona bakıyordu. Çocuğun bakışlarından adamcağızın sinirleri bozuldu ve "Bana bakmaya devam edersen, yerim seni!" deyince çocuk cevabı verdi:
- Önce boğazındakini yut, sonra sıra bana gelsin!

kendini zeki sanan adam

Bir gurup insan uçakta yolculuk ediyormuş pilot gelip uçak düşüyor demiş ama uçakta bir paraşüt eksikmiş adamın biri ben fransanın başkanıyım yaşamalıyım deyip paraşütün birini alıp atlamış başka bir adam o fransanın başkanıysa bende amerikanın başkanıyım deyip o da atlamış adamın biride ben dünyanın en zeki insanıyım demiş o da atlamış ve uçakta en son sadece bir yaşlı bir de genç adam kalmış yaşlı adam oğlum benim ayağımın biri çukurda sen atla demiş genç oğlan amca ikimizde kurtulacağız demiş yaşlı adamda nasıl olacak bu demiş genç çocukta hani o ben dünyanın en zeki insanıyım diyerek atlayan adam vardıya o benim sırt çantamı alıp atladı demiş

ramazan

Adamın biri yolda bir çocuk görmüş. Adını sormuş. Çocuk tam adını söylicekken Dur Dur demiş adam. Ben tahmin edeyim senin adını. Sen sadece baş harfini söyle. Çocuk "Y" demiş. Adam başlamış saymaya.-Yunus-Hayır-Yakup-Hayır-Yusuf-Hayır...
Adam sinirlenmiş. Başlamış kız isimlerini saymaya
.-Yeliz
-Hayır
-Yeşim
-Hayır
...En sonunda kızan adam.
-Ne ulan senin ismin! demiş.
Sonra çocuk.
-Yamazan

Oyun Biter

İş adamı tıraş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir.Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocukgörürler. Berber, iş adamının kulağına fısıldar; -"Bu çocuk var ya,dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak; dikkat et şimdi..."Berber çocuğa seslenir: -"Ali, buraya gel!". Bunun üzerine çocuk sakince dükkana girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar. Berber işadamının kulağına sessizce, "bak şimdi" diye fısıldar ve bir elinde beş yüz bin, diğer elinde beş milyonluk birbanknot olduğu halde çocuğa sorar: -"Hangisini istiyorsan alabilirsin?"Çocuk dalgın dalgın bir beş yüz bine bir de beş milyona bakar ve sonunda beş yüz binlik banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır.Berber işadamına döner ve gülerek: -"Gördün mü? Sana söylemiştim." der.Tıraş bitince işadamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali'yi görür. Yanına giderek, neden beş milyonluk değil de, beş yüz binlik banknotu aldığını sorar.Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir :-Eğer beş milyonluğu alırsam oyun biter!"

çocuk

Bizden biliyorlar
Mahallenin iki afacan kardesi tüm mahalleliyi biktirmis. Sürekli ana-babalarina sikayet geliyor mahalleliden. Kirilan camlarin, kuyruguna teneke baglanan kedilerin,lastigi indirilen arabalarin sorumlusu hep afacan kardesler.Ana-babasi usanip bu durumdan kilisenin papazina anlatirlar durumu ve yardim isterler. Papaz "gönderin çocuklari konusayim" der.Çocuklari gönderirler. Papaz önce büyük oglani çagirir. "Söyle bakiim evladim,Tanri nerede?". Çocuk susar. Papaz tekrar sorar:"evladim söylesene Tanrimiz nerede?". Çocuk susmaya devam eder. Papaz israrla sormaya devam eder, çocuk susmaya.. Sinirlenir Papaz,"konussana be çocuk nerde Tanri?". Çocuk aniden firlar,kiliseden kosarak kaçiyorken seslenir kardesine "kaçalim çabuk!". Eve giderler,odalarina çikip kapiyi iyice kapatirlar,küçük oglan sorar büyügüne "neden kaçiyoruz?" Büyük yanitlar:"iste simdi hapi yuttuk, Tanri kaybolmus bizden biliyorlar!!!"