Bir okurumun günlerce evvel bana göndermiş olduğu bir deyiş çok hoşuma gitti. Zira, bu deyiş bizim de dahil olduğumuz; topraktan kopamamış, bilime henüz alışamamış toplumların zihni yapılarını geliştirme(!) yöntemini çok doğru açıklıyor. Bana İngilizce yollanan metni Türkçe'ye çevirirsek, bu özdeyiş;
''Hayatta en zor öğretmen tecrübedir; zira önce imtihan eder, sonra öğretir'' diyor. Ben zor öğretmen yerine; önce sınayıp, sonra öğreten öğretmene kalleş öğretmen demeyi tercih ettim.
Hakikaten bizler yumurta kapıya gelmeden, çanak kırılmadan, iş işten geçmeden öğrenmeyen bir millet değil miyiz?
Bilgiyi tanımayan, bilgiyi analiz edemeyen, bilgiden sonuç çıkaramayan insanların ellerinde sadece bir tek öğrenme metodu vardır. Onları, adına hayat mektebi dediğimiz ve iş işten geçtikten sonra sonuçlarını veren tecrübe bilgilendirir. Heyhat! Sonucu hüsranla biten bir konuda, bundan böyle ''tecrübe sahibi'' olmak ne işe yarar ki!
İdam cezası alan Temel'in son sözlerinin ''Bu bana ders olsun'' olması belki bir şaka ama çoğumuz hayatı ''bu bana ders olsun'' kalitesinde yaşamıyor muyuz? Dikkat buyurun; genellikle sohbetlerimize yaşadığımız acı tecrübeler hákimdir. Necip Türk milletinin şarkı sözleri bile kaybedilmiş aşkların hüzünlü sonunu anlatır. Bu ülkenin insanları ileriye dönük stratejilerin, yapılan planların, aklın öne geçtiği öngörülerin bahsinden keyif bile almaz. İlla ki yenen kazıklar, kaybedilen aşklar, yaşanan kalleşlikler sohbet tadı verir
Çarşamba, Ocak 02, 2008
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder