Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir tek şey var; yaşayarak bir şey öğrenilmiyor. Yaşlıların uydurdukları bir kavramdır tecrübe. Hiçbir özelliği olmayan, bir baltaya sap olamayan kişilerin sadece ihtiyarladıkları için gençlerden özel muamele görmek istemelerinden kaynaklanıyor. Aşkta tecrübe olmaz mesela. Her aşk ilk aşktır. İnsan âşık olunca farkına varmadan bir sürü hata yapar, gereksiz yere acı çeker. Sonraki aşklarında ise tecrübesinden dolayı olacakları önceden görür ama kendini yine de engelleyemez. Engellerse âşık olamaz zaten. Adı da aşk olmaz zaten. O yüzden bilerek hata yapar. Gereksiz yere değil, düpedüz gerekli yere acı çeker. Yani sonuç değişmez. Peki, hastalık, ölüm falan nasıl bir tecrübe kazandırır insana? Daha mı katı oluruz? Yani baban öldüğünde çok ağlarsın, peşinden annen de ölürse nasılsa ölüm konusunda daha önceden bir tecrübe yaşadığın için kadıncağızı mezara yolladıktan sonra {üzüntüden} içer misin ya da kız arkadaşınla sevişir misin?
Yaşlılar bu duruma tecrübe adını takmış, sonra da tecrübe kavramı üzerine bir sürü felsefe üretmişler. Evet, bir şeyleri yaşamak tecrübe kazanmaktır. Yaşadığımız bütün {iyi/kötü} olay{lar} hayatı daha iyi tanımamızı sağlar. Ama tecrübeyi abartmanın da anlamı yok. Adım gibi biliyorum yaşlanınca ben de torunlarıma tecrübelerimi anlatacağım. Tıpkı diğer herkesin yaptığı, {yapmaya çalıştığı} gibi.
Çarşamba, Ocak 02, 2008
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder