Salı, Ocak 01, 2008

ÖLÜMSÜZLÜK

Ölüme çare bulmak için yola düzülenlerin tükeniş destanlarını nice eski kavim dillendirmiştir; yazıyla kaydedilmeyen nicesi de doğduğu yerde ölmüştür. Gılgamış destanı Ortadoğu esatirinden kalan en eski ölümsüzlük arayışlarından biri. Arkadaşının ölümüne çok üzülen Gılgamış, derin sularda yetişen ölümsüzlük otunu bulmak için bin bir belâya katlanır; bulur da. Lakin, bir yılan kapar elinden ve ölümsüzlük bir sürüngene nasip olur.Araplar, Farslar ve Türkler Makedon kralı olup da sonradan Persleşen İskender'i, ab-ı hayatı aramak üzere Hızır ile sefere çıkarırlar. Ne yazık ki İskender -bir rivayet şaraba düşkünlüğünden- ihtiyarlayamadan ölmüştür. Türkler, ab-ı hayatı pek severler; iskendernameler yazarlar, edebiyatlarının vazgeçilmez mazmunu olur. Bir de Lokman hekim menkıbesi anlatılır: Hekimler hekimi Lokman, dağdan bayırdan ot, kök devşirmiş, ölüme çare bulmuş, eczasını da yazmış ceylan derisine... Bir köprüden geçerken Azrail rüzgar suretinde esivermiş ve tüm reçeteleri iptal eden tarife uçmuş, ırmağa garkolmuş.Derler ki, ab-ı hayat çeşmesinden bir Hızır içmiş, sonrasında su çekilmiş. Hızır o gün bu gün Tanrı’nın izniyle darda kalana imdad eder, çorak bir yerden geçse çevreyi çayır çimen sararmış; "yeşerten" anlamına gelen ismini de bu vasfından almış olmalıdır. Hızır olmak için yeşerten olmalı. Böylesi bir tercih insanın kendi akış istikametini tayin ederek varabileceği kemâl noktasıdır. Hızır ölümsüz kılan çünkü, çorak toprağı yeşerten, darda kalana yetişen olmaktır.Ey koca Şark, bin yaşa! Ölümsüzlük için yola çıkanlar ölüyor, ölüme çare bulan Lokman Hekim ölüyor; insanların işlerini kolaylaştıran Hızır daima yaşıyor. Ab-ı hayat, çorak toprağı yeşertene, darda kalana koşana hâlâ çeşmesini akıtıyor.

Hiç yorum yok: