Çarşamba, Ocak 02, 2008
Hikaye
Elif, sınıfın kapısında durmakta ve gelen geçene bakmaktadır.Dalgındır. O sırada arkasından uzanan bir çift el, gözlerini kapatırve kişi: " Bil bakalım ben kimim?" diye sorar. Elif, yanıtı bulamamanınverdiği sıkıntıyla "Ooof... Bilmiyorum" der. Sonra Elif`in yüzünükapatan kız, ellerini kaldırıp, gülümseyerek Elif`e bakıp"Tanımıyorsun ki bilesin " deyince Elif çok şaşırmıştır ve "E..Tanışırız o zaman" diyerek elini uzatır, tokalaşırlar ve tanışırlar.Elif ve Nilgün aynı okula giden, orta sonda okuyan ve ortak arkadaşlarbulunan iki öğrencidirler. Nilgün, insanlarla iletişim kuvvetli,kendine güveni yüksek, herkes tarafından sevilen ama kimi zamanzararsızca kapris yapmayı seven, rahat ve esnek, iyi bir insandır. Elifise birçok kişiden farklı bir karaktere sahiptir. Hem çok duygusalhem de aşır siniri bir yapısı vardır. Oda ok iyi niyetli ve arkadaşcanlısıdır. Aslında her insana güvenmenin yanlış olduğunu bilir amayinede sonunda üzüleceğini bile bile hayatındaki insanlara güvenmeyitercih eder çünkü içlerinde bu güveni hak edecek biri mutlaka vardırona göre.. Elif`in karşısına bir kez çıkıp ta gönlüne girdiyseniz, onabir defa olsun iyiliğiniz dokunduysa, siz ne yaparsanız yapın onungözünde kötü bir insan olamazsınız, o gönülden asla çıkmazsınız amaverdiğiniz ilk izlenim kötüyse sonsuza dek öle kalırsınız. Elif,etrafına karşı çok fedakar ve itaatkardır ama bu özgüveni kendisinekarşı sağlayamaz. Bunun sebebi de `Koruma` adı altındaki ailebaskılarıdır. Belirli zamanlar ve belli saatler dışında dışarıçıkmasına, arkadaşlarıyla birlikte olmasına izin yoktur. Anne vebabasıyla da öyle parlak bir iletişimleri, "Hoş geldin", "İyi akşamlar"gibi cümleler haricinde de pek fazla diyalogları yoktu. Elif`in evde,sevdiği tek kişi, kendisinde iki yaş büyük olan balası Selin`dir.Bazen ablasıyla " Abla, sen olmasan ben bir dakika bilemem duramam buevde, bıktım böyle yaşamaktan Sanki burası hapishane, bizler suçlu,annemle babamda gardiyanlarımız" diye konuşmaktadır.Elif ve Nilgün zamanla iyi arkadaş olmuşlar, liseyi de birlikteokumuşlardır. Mezun olunca da bağlarını koparmadılar, daha da güçlendiarkadaşlıkları. Sevgi, saygı ve güven üzerine kurulmuş, yaşam boyusürecek bir dostluk halini almıştı. Her anı birlikte ama boş geçirilenkısa ömürlü arkadaşlıklardan değildi onların dostluğu.. Tıpkıtanıştıkları günkü gibi saf, temiz ve içtenlikle sürüp gidecek olanbir dostluktur yada onlar, o zamanlar gençliğin verdiği rahatlıklaöyle sanıyorlardı!Aradan beş sene geçti, yirmi bir yaşına geldiler, ikisinin desorumlulukları vardı artık. Üstelik Nilgün evlenmişti ve ev, iş, parakazanma, yaşam mücadelesi, aile hayatı derken insan kendine bile vakitayıramıyordu. Böyle olunca da Elif ve Nilgün, eskisi kadar sıkgörüşemiyorlardı. Elif, henüz evli olmadığı için bu tür davranışlarınbilincinde değildi ve anlamda veremiyordu çünkü ona göre ne olursaolsun sevdiklerimiz ihmal edilmemeliydi. Yarım saat-bir saat olsundaha az uyuyup, o zamanı, bize değer veren insanlarla geçirerekgönüllerini almak hiç de zor değildi..Elif bir yandan bunları konuşmak istiyor, bir yandan da "Böyle şeylersöylersem çok bencil bir arkadaş durumuna düşerim galiba" diye içindenkendi kendini sınıyor ve karar vermekte zorlanıyordu. An geldi,söyleme istedikleri dilinin ucuna kadar geldi ama hep kendiniengelledi çünkü Nilgün`ü kırmak, bir bakıma boş yere sorun çıkarıparkadaşlıklarını tehlikeye sokmak, hayatında isteyeceği en son şeydi.Onlar eskiden tüm korkularını, heyecanlarını, aşklarını, sevinçleriniherkesten önce birbirleriyle paylaşırlardı.Ne yani? Şimdi büyüdüler, ekmek kavgasına düştüler diye yada içlerindenbiri evlendi diye dostluğu randevuyla mı yaşayacaklardı? Ne garipdünya!...Elif ve Nilgün, arkadaşlıklarının dokuzuncu senesini doldurmaküzereydiler fakat telefonlar, konuşmalar, görüşmeler hiç yok denecekkadar azalmıştı. Yalnızca Elif, Nilgün`ü arıyordu ve sohbetleri çoksıradan geçiyordu. Nilgün`e göre kasıtlı bir sebep yoktu, her zamankigibi vakitsizlikten ve yorgunluktan ibaretti durum oysa Elif,sevilmediğini düşünüyordu artık. Öyle ya, oda çalışıyordu, evlideğildi ama onunda bir ailesi, yerine getirmesi gereken sorumluluklarıvardı. Buna rağmen o, arkadaşlıklarını bir köşede unutup bırakmıyordu.Elif`in ailesiyle yaşadığı sorunlarda gün geçtikçe artıyordu. üstelikkoruyucu meleği, biricik ablası bir süre önce evlenip şehir dışınagelin gitmişti. Nilgün`de arkadaşıyla hiç ilgilenmiyordu. Elif,kendisini çok yanız hissediyordu. Bazen "Hayır, artık aramayacağım.Hep ben arıyorum" diye kendi kendine söyleniyor, kendince Nilgün`ekızıyor; bazen ise "Neyse, olsun. Biz zamanında kocaman, güzel birdostluk yakaladık hem arkadaşlıklarda karşılık beklenmez. Bu seferdeböyle oldu, ne yapalım? Canımız sağ olsun" derdi. Arkadaşını kaybetmekistemiyordu.Bir gün yine, Elif, Nilgün`ü aradı.Elif: Alo ne yapıyorsun?Nilgün: İyi.. İte.. Oturuyorum.Elif: Bebek sesleri geliyor, nerdesin sen?Nilgün: Bir akrabadayız, sizin oralardaElif: İyi..Nilgün: Sen ne yapıyorsun?Elif: Hiiç.. Bende eve gidiyorum, yoldayım.Nilgün: TamamElif: Hadi iyi akşamlarNilgün: İyi akşamlar.Bu konuşma, tahmin edilemeyecek kadar soğuk geçmişti ama Elif, artıkbu ikilemden çok sıkılmıştı ve son bir adım daha atacaktı. O an yinetelefon açtı;Elif: Alo, bak ne diyeceğim madem bizim o taraftasın, on dakikalığınaçık da yüzünü görelim bari. Ne zamandır görüşemiyoruz! Belki cennetegiderim ( Güler )Nilgün: Kusura bakma görüşemem. Başka zaman. Ben, birazdan eve gideceğim.Elif, hiç bir şey söylemez ve telefonu kapatırlar.Canı çok sıkılmıştır. O, hayatında ilk kez çok sevdiği bir insanıgönül defterinden silmiş ve ilginç başlayıp güzelce devam eden birdostlukta böylece tüm anlamını yitirmişti. Elif, şimdiye kadarki tümarkadaşlılarında fedakar ve vefalı davranan ama kıymeti bilinmeyentaraftı. Son olarak en yakın arkadaşıyla olumsuzluklar yaşadı, aile içisorunları düzelmedi, ablası yanı başında değildi. Tüm bunların ardısıra gelmesi, onu büyük bir bunalıma doğru sürüklüyordu. Nilgün`leyaşadığı bu olaydan sonra bir daha hiç kimseyle arkadaşlık kurmamayayemin etti, hayata küstü ve daima yalnızlığı tercih etti oysa o, dostcanlısıydı ve insanlara yakın olmayı severdi. Dolayısıyla yalnızkalmayı kaldıramıyor ancak yaşadıkları sebebiyle kimseyi görmekteistemiyordu. Geçirdiği buhran`ın doruk noktasına ulaştığı bir günailesi, onu odasında yanında üç boş hap kutusu ve elinde küçük birkağıt parçasıyla, cansız olarak buldu. Kağıtta şu yazıyordu;" Yiyorsun, içiyorsunGülüyorsun, ağlıyorsunÇalışıyorsun, geziyorsunÖyleyse yaşıyorsun Ademoğlu..Dostluklarda, senden daha fazla bir şey istemiyor ki zaten! "Elif`in ablası, olanları biliyordu ve onun isteğiyle bu durum, Nilgün`haber verilmedi. Ancak aradan geçen yedi ayın sonunda Nilgün, bir günalışveriş yaparken Handan`ı gördü. Handan, pek görüşmedikleri,eski-ortak bir arkadaşıydı Elif ve Nilgün`ün.Handan: Merhaba naber?Nilgün: İyi. Ne olsun? Koşturuyoruz işteHandan: Şey.. Cenazede görmedim seni. Burada değildin herhalde.Duymuştuk çok yoğun çalıştığını.Nilgün: (Şaşkın) Ne cenazesi?Handan: (Tereddütlü) Nasıl yani? Haberin yok mu?Nilgün: (Tedirgin) Ne diyorsun Handan? Söylesene Allah aşkına!Handan: Nilgün.. Şey.. Ben..Nilgün: SöyleHandan: Ama..Nilgün: HadiHandan: (Korku ve endişeyle) Elif!...Nilgün: (Telaşlı) Ne? Elif mi? Ne oldu Elif`e? Neden?Handan: Elif intihar etmiş. Yedi ay`ı geçti neredeyse.. Sen bilmiyormuydun? Özür dilerimNilgün: Bana kimse bir şey söylemedi. ( Ağlar ve orada öylece düşüp kalır )Nilgün, iki ay boyunca, girdiği şoktan dolayı kendini bilmeden yaşadıve yavaş yavaş kendini toplamaya başlıyordu ancak çok üzgün vepişmandı. Sürekli, Elif`i hayalinde görmekteydi. Elif yaşarken onayıramadığı tüm zamanları, o yaşamını yitirdikten sonra her günmezarını ziyarete giderek geçiriyordu.Elif, hayatını kaybedeli bir sene geçmişti. Bir gün Selin, Nilgün`ünevine gelmiş ve kapıdan, elindeki defteri uzatarak " Bu, kardeşiminşiir defteri. Sana verilmesini istemiş vasiyetinde." ( Gider )Nilgün kapıyı kapatır, çok duygulanmıştır. Hemen okumaya başlar.Elif, şiirleri çok severdi, Nilgün ise nefret ederdi ama Elif,hayattayken, Nilgün`e de şiirleri sevdirmek için uğraşırdı hep, kendiyazdığı şiirleri ilk önce okuturdu. Aslında bu, Nilgün`ün de hoşunagiderdi.Nilgün, tüm şiirleri kimi zaman tebessümle kimi zaman gözyaşlarıylaokuyordu. Son sayfaya geldiğinde ise adeta hıçkırıklara boğuldu;Vasiyetimdir; Öldüğümü söylemeyin kimseyeArkadaşlarım gelmesin cenazemeYaşarken yanımda olmayanMezarımın başında gözyaşı dökmesin boş yereÜzülecek oldukları için değilDostlukları yalan olduğu için haber vermeyin diyorum onlaraGelişleri de yalan olur, gidişleride nasılsa..Güya vefa borcunu ödemeye gelen sevgili dostlar:Çok yol almışsınız, zahmet olmuş ama boşa yorulmuşsunuzBir zamanlar sizler için sevgiyle kat ettiğim yollarıNasıl bir kalemde harcadıysanızŞimdi bende tıpkı sizin gibiNe aştığınız bu yollarıNe akıttığınız sahte gözyaşlarınıUmursamıyorum!...Nede olsa insan, sevgiyi hayattayken bilir, anlarOysa ben şimdi, toprağa karışmış bir canımAnlayamam ve affedin size geri dönememBu sevginiz için artık çok geç!!!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder