MENKIBELER
Hudeybiye Sulhü: Diyaloğun Savaşa Tercihiİnsanları İslâm'a kazanmada Hz. Peygamber'in takip ettiği metot, savaş ve baskı değil, prensipte her zaman için sulh ve sulh ortamında İslâm'ın yaşanışını göstermek, fiilî örnek ortaya koymak olmuştur. Bunun en güzel örneği Hudeybiye Sulhü'dür. Resûlüllah (s.a.s.), bu sulhü elde etmek için en yakınlarının ve bu meyanda “Benden sonra bir peygamber gelecek olsaydı o, Ömer ibnu'l-Hattâb olurdu.” hadisiyle feraset ve kapasitesi nebevî tasdik ve takdire mazhar olan Hz. Ömer gibi birinin bile anlamakta zorlanarak “haysiyet kırıcı”, “zillet getirici” taviz olarak değerlendirdiği, hattâ neredeyse bütün arkadaşlarının kabulde zorlandığı davranışlarda bulundu. O gün Hz. Ömer (r.a.) ile Resûlüllah (s.a.s.) arasında geçen konuşma şöyle idi:- Ey Allah'ın Resûlü! Biz hak üzere, onlar da bâtıl üzere değiller mi?- Elbette, şüphesiz öyle!- Bizim ölülerimiz cennetlik, onlarınki cehennemlik değil mi?- Elbette! Şüphesiz öyle.- Öyleyse niye dinimizde bu zilleti kabul ediyoruz? Allah bizimle onlar arasında (savaşla belirlenecek) hükmünü vermezden önce geri mi döneceğiz?- Ey Hattâb'ın oğlu, ben Allah'ın Elçisi'yim ve O'nun emrine muhalif de değilim ve Allah da ebediyen bizi terk etmeyecektir!”Medine'ye dönmek üzere yola çıkılır. Yolda Fetih Sûresi iner ve Hudeybiye Sulhü'nü bir zafer olarak müjdeler: “Biz sana apaçık bir zafer ve fetih ihsan ettik!” Hz. Peygamber, sûreyi Hz. Ömer'e baştan sona kadar okur. Hudeybiye Sulhü'ne karşı çıkıştaki hatasını bilahare anlayarak kefaret için zaman zaman ömür boyu oruç tutup, sadaka verecek olan Hz. Ömer, ayrıca Hz. Ebu Bekr ve diğer pek çok sahâbî ittifakla, Hudeybiye sulhünün “İslâm'ın en büyük zaferi olduğu”nu ifade edeceklerdir (Vâkidî, 1966, 2: 609-610).Böylesine itiraz ve hayal kırıklarıyla karşılanan bu sulh öylesine güzel gelişmelere zemin hazırlamıştır ki, onun gerçek bir fetih olduğu ve hattâ “İslâm'da Hudeybiye fethinden daha büyük bir fetih olmadığı” ittifakla kabul edilecektir (a.g.e., 2: 624).Vâkidî bu sulhün İslâmî inkişaftaki tesirini şöyle açıklar: “Harp, insanlar arasına bir perde ve karşılıklı konuşmalara mâni olmuştu. Karşılaşılan her yerde kavga yapılıyordu. Hudeybiye sulhü gerçekleşince savaş bitti ve insanlar birbirlerine güvenmeye başladılar. Birazcık anlayışı olan bir kimseye İslâm anlatılınca artık hemen Müslüman oluyordu. Öyle ki, bu sulh sırasında savaşın ve şirkin devam ettiricileri konumundaki bazı müşrik liderler bile İslâm'a girdiler.” Vâkidî'nin örnek olarak ismen kaydettiği iki kişiden biri Amr ibnu'l-As'tır ve istikbalin Mısır fatihidir. Diğeri, “Allah'ın çekilmiş kılıncı” unvanını alacak olan Hâlid ibnu Velîd'dir; o da Suriye ve İran'ın fatihi olacaktır (a.g.e., 2: 624).Evet, Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), diyalog imkânı elde etmek için, yani Müslümanlarla müşrikleri bir araya getirme, aralarında konuşma, birbirlerini daha yakından tanıma imkânı sağlamak gayesiyle her ne pahasına olursa olsun sulh istemişti. Elde edilen netice, onun ne kadar haklı olduğunu göstermiştir.
Salı, Aralık 25, 2007
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder