Perşembe, Aralık 27, 2007

DOSTLUKLA DÜŞMANLIK BİR ARADA

Türklerle Anzaklar bu olaydan sonra daha 7 ay birbirle-riyle kıyasıya çarpışacaklardır. Ancak bu çarpışmalara paralel olarak çeşitli dostluklar da gelişecektir. Adeta “savaş yapılacak saatlerde acımasızca çarpışma ve boğuşma, kalan zamanlarda ise insani ilişki ve dostluk” düsturu işleyecektir. İşte bazı örnekler:Anzakların cephesini denetleyen bir kurmay subay, karşıdaki siperlerin kenarında gezen Türkleri göstererek kendi askerlerine, neden ateş etmediklerini sorduğunda “Orada bize bir zararları yok değil mi? Onları rahat bıraksak daha iyi olur.” diye cevap vermişlerdi.Her sabah çorap ve çamaşırlarını yıkayan ve onları asmak için, siperin hemen yanındaki bir ağacın yanına giderek, daha önce gerdiği ipe seren bir Türk askerine, artık alışmış olduğundan kimse ateş etmeyi aklından bile geçirmez.Siperlerden karşılıklı, sigara , çikolata, kuru üzüm, kuru incir ve hediyelik eşyalar, birbirlerine gönderilir. Anzak’lar bir defasında, Türk siperlerine konserve et atmışlardı. Bu et hemen iade edilmiş ve “ete hayır, süt gönderin” diye bir not iliştiril-mişti.Keskin nişancılar atışlarında isabet kaydedemezlerse, kar-şıdan ona el kol işaretleriyle cevap verilir, veya “Gelecek sefere şansın daha açık olsun Tomy” diye seslenerek alay edilirdi.Bazen de, karşılıklı iki düşman asker ortaya fırlayıp, içle-rinden birinin ölümüne kadar düello ederler, onlara diğer askerler karışmazlardı. 78Anzak taburlarından birisinde bulunan, K. J. Sykes anı-larının bir yerinde yazıyor:“Savaşın en kanlı bir anında, taburumda bulunan Mac Mahon isimli bir askerin çalgısından, (Un Peou D’amour) isimli şarkının sesleri duyulmaya baş-ladı. Ateş etmekte olan Türkler ve bizler, derhal ateşi keserek dinlemeye başladık. Bir iki dakika içinde şarkı bitti. Her iki tarafın siperlerinden coş-kulu bir alkış sesi yükseldi. Daha sonra öldürücü savaş tekrar başladı.”“Bir seferinde de akşam vakti, bir Türk askeri ‘Allahüek-ber’ diye seslenmeye başladı. Dini merasim yapı-yorlarmış. Beyaz sarıklı olan bu askeri görebiliyordum. Vurabilirdim, fakat elim bir türlü tetiğe gitmedi. Sonuna kadar dinledim ve onu öldürmedim.”Anzak’lı John Balfour isimli asker anlatıyor:“Cephane taşıyan katırlarımızın birisi bir keresinde, yu-varlanarak infilak etti, parçalandı. Yanımızda bu-lunan bir erin yüzü kanlar içinde kalmıştı. Kanla-rını büyük bir itina ile temizledik. Hiçbir yara bula-madık. Meğer parçalanan katırın kanları arkada-şımızın yüzüne sıçramış. Hepsi bu imiş. Kendisi da-hil hepimiz, dakikalarca kahkaha ile güldük.”Yine onlardan William Rolgard anlatıyor:“Yemek pişirmekte olduğumuz mutfağın çukurunun içine, aniden bir el bombası düştü. Hepimiz panik halin-de kaçıştık. Aşçımız atik davranarak, büyük bir boş kazanı hemen bombanın üzerine kapattı. Böylece mutlak bir ölümden kurtulduk. Çok az bir hasarla tehlikeyi atlattık.Yine bir müddet sonra, az ilerimizde bulunan bir helaya da bir el bombası düştü. İçerde hacetini gören bir arkadaşımız, donunu dahi toplayamadan dışarı fırladı, hepimiz kendimizi yere attık. Öylece bir müddet bekledik. Bomba patlamadı. Bizi de bir gülme krizi tuttu. Dakikalarca güldük, güldük.” 79

Hiç yorum yok: