Merhum Müftü Nail Efendi (Mengi), bir gün bahçesine gider, Kapıyı açınca çağla yolmakta olan iki çocuğun telaşla ağaçlardan duvarın çalıları üstüne atlamak üzere olduklarını görürür. Sınırsız bir hoş görü sahibi olan Efendi Hoca, -‘Acele etmeyin ey. Üstünüz başınız yırtılır, annenizden dayak yersiniz. İşte ben gidiyorum. kapıdan geçin gidin ’. der ve bahçesinin bir köşesine doğru uzaklaşır.
Bor’un ileri gelenlerinden Ömer Ağa ile ilgili anlatılan bir hikaye var. Ömer Ağa bağına yirmi kişilik işe kırk kişi götürür. Sabah işe başlamadan önce bağda çorba hazırlatır. Kırk kişilikte yemek düzeni kurulur. Ömer Ağa, yevmiyecilerin yemek yemesini ister ve bastonuna çenesini dayar, karşılarına oturur. Çorba içmelerini izler. Yemek bitince çorbayı hızlı içen yirmi kişiyi ayırır, diğer yirmi kişiye yevmiyelerini de verir, geri gönderir. Adamlar “ağa karnımızı doyurdun, yevmiyemizi verdin, bırak çalışalım” deyince de “bu iş yirmi kişilik, siz yemeği ağır yiyorsunuz, işinizde ağır olur, diğer çalışanı da avare koyarsınız. Yediğiniz helal olsun Varın siz gidin” der.
Salı, Aralık 25, 2007
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder