Atatürk (Fether Türk) olarak onurlandırılan Mustafa Kemal, Türkiye'yi, Osmanlı İmparatorluğu'ndan ve Birinci Dünya Savaşı galibi Müttefiklerden kurtarmak için iç ve dış düşmanlarla savaşmıştır. Askeri ve siyasal kariyeri boyunca Mustafa Kemal, kiţisel cesaret, kararlılık ve incelik sergileyerek Türkiye'yi bölgesel bir güç haline getirmiş, ülkenin bağımsızlığını sürdürebilecek bir hükümet ve bir savunma sistemi kurmuţtur. Mustafa Kemal olmasaydı, Türkiye'nin bağımsızlığını kazanması da, varlığını bugünkü durumda sürdürmesi de çok kuşkulu olurdu.
12 MART 1981'de Selanik'te (Yunanistan), küçük bir Türk gümrük memurunun oğlu olarak,Mustafa Rıza adıyla dünyaya gelen geleceğin Atatürk'ü kendi koşullarındaki bir genç için Osmanlı Toplumunda ilerleme acısından en avantajlı mesleği askerlik kariyeri olduğunu görmüştür. 12 yaşında askeri okula başlamış, 1904'te İstanbul'daki kurmay okulu olan Harbiye'ye kabul edilmiţtir. İlkokuldaki öğretmeniyle aynı isimde olması karışıklık yaratınca, öğretmeni ona Kemal adını da takmıştır. Önceleri Mustafa Kemal olarak, daha sonrada Kemal Atatürk olarak tanınmayı tercih etmiţtir.
Mustafa Kemal Harbiye'de okurken yeni gelitmekte olan Jön Türk hareketine büyük ilgi ve heves duymuţtu. Bu hareket esas olarak Türkiye'nin otokratik Osmanlı İmparatorluğundan ayrılmasını savunan bir hareketti. Bu faaliyetleri nedeniyle Mustafa Kemal Harbiye'den mezun olup 1905' de Yüzbaşılığa yükseldiğinde, hemen Suriye'deki ücra bir yere atanmış, dolayısıyla askeri kariyeri oldukça sıradan bir ilerleme temposuna girmiţti. 1911-1912’de İtalyanlar Libya'yı işgal ettiğinde Binbaşı olarak savaşmış, 1912-1913 tarihli Balkan Savaşları sırasında da Çanakkale savunmasına yardımcı olmuştur.
Bu dönemde çok büyük cesaret ve etkinlik sergiledi, ama esas göze çarpması Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı İmparatorluğunun Almanya'yla ittifak yapmasından sonra ortaya çıktı. Almanların Osmanlı ordusunu etkilemesine karşı olan, hatta bunu, Savaş Bakanı (Harbiye Nazırı) Enver Paşa'yı ebedi düşman sayacak kadar ileri götüren Mustafa Kemal, yine de kendini, Almanya'nın Savaş amaçlarını yerine getirme konusunda parlak bir komutan olarak kanıtladı.
1915'te Albay olarak, Gelibolu Yarımadası'ndaki Rodosto' da Dokuzuncu Birliğin Komutanı olan Mustafa Kemal, Avustralya ve Yeni Zellanda birliklerinden kurulu bir İngiliz kuvvetinin 25 NİSAN 1915'te amfibi çıkarma yapmaya yeltenmesi sırasında büyük bir asker olduğunu kanıtladı. Savunmasını Conk Bayırı ve Settülbahir `de yoğunlaţtırdı ve müttefiklerin dar bir Kumsaldan içerlere ilerlememesi için karşı saldırılara kendisi liderlik etti.
Bu başarılardan sonra dahi hatta İkinci Dünya savaşı başlarında bile gerek Müttefikler, gerekse diğer komutanlar, amfibi çıkarmalarının uygulanabilirliği konusunda kuşku duymaya devam ettiler. Burada düşman yenilmekle kalmamış çok önemli bir saldırı konseptini de geçici olarak yenilgiye uğratmıştır.
Gelibolu savunması Mustafa Kemal'e terfi edip generalliğe yükselme olanağı sağlarken, 16 ncı Kolordu Komutanlığını da getirmiţtir.
Mustafa Kemal'in Almanlardan emir alma tedirginliği yüzünden, Savaş Bakanı 1917'de Mustafa Kemal'i hastalık iznine ayırdı. Bir yıl sonra Alman-Osmanlı ittifakı müttefikler karşısında yenilginin eşiğine gelince, Mustafa Kemal'e Filistin'deki Yedinci Ordu'nun komutasını verme çağrısında bulundu. Birinci Dünya Savaşı'nda Müttefiklerin zaferi ile birlikte, Osmanlı İmparatorluğu da çöktü. Mustafa Kemal bu fırsatı kullanarak Türk bağımsızlığı rüyasını yeniden alevlendirdi. Türk halkının yalnızca bölgedeki İslam dinine dayalı bir devleti desteklemeyeceğini görüyordu. Sonuçta Mustafa Kemal, Türkleri kendi milletinin tabanında, ortak mirasların çevresinde birleştirmeye koyuldu.
19 MAYIS 1919'da Sultanın kendisini görevden almasına hiç aldırış etmeden Mustafa Kemal, asker ya da sivil tüm Türklere bağımsızlık savaşı emrini verdi. 1920 NİSAN’ında Mustafa Kemal Ankara'da bir geçici hükümet kurup askeri harekatı yönetti. 01 KASIM 1922'de saltanatı kaldırdı.
Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyetini 29 EKİM 1923'te ilan etti. İlk Cumhurbaşkanı oldu. Derhal İslâm etkilerini sınırlayan reformlara yöneldi. Batı yasaları, kıyafetleri ve yönetim fonksiyonları getirdi. Kendisi otokrat olmakla birlikte, sivil ve askeri kesimler arasında işbirliğini teţvik etti, yönetimini tüm vatandaşların yasa karşısında eşit olması ilkesine dayandırdı. 1934'te Türkiye Büyük Millet Meclisi ona Atatürk adını verdi. 10 Kasım 1938'de, elli yedi yaşındayken, Türklerin Atası uzun yıllar sürmüş hizmetlerinin yıpratma etkisine yenik düţtü.
Atatürk, halkının kendisine gösterdiği saygıyı korumuş, günümüzde bölgesel bir güç olmayı sürdüren modern, etkili bir milliyetçi demokrasisini kurmuţtur. Uzun kariyeri boyunca zeki bir komutan olduğunu, askerlerine ve halkına sadakat, sevgi ve saygı ilham ettiğini kanıtlamıştır. Savaştaki kararlılığı ve enerjisi, halkına milliyetçiduygular yayma yeteneğiyle birleţince, ölümünden sonrada elli yıl boyunca bölgesel güç olmayı sürdürebilen güçlü bir ülke yaratmıştır.
Salı, Aralık 25, 2007
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder