Salı, Aralık 25, 2007

Ahmed Mirza

HİKAYELER

«Reşahat» sahibi : — Bir gün sultan Ahmed Mirza, Matürid köyünde Hoca haz­retlerini ziyarete gelmişti. Sultan, huzurda, uzakça ve iki dizi üs­tünde edeple oturmuştu. Hoca hazretleri ise bir dizini dikip sultan­la musahabe etmekteydi. Bir aralık sultanı hoca hazretlerinden gelen heybet öyle istilâ etti ki, kendisini bir titreme sardı ve al­nında boncuk boncuk ter taneleri toplandı. Koca bir sultanın bu şekilde,teşhir ve tasarrufu, bütün müridlerin gözleriyle gördükle­ri bir vakıa oldu. * «Reşahat» sahibi : — Hoca hazretleri, Sultan Mahmud Mirza ile, Ömer Şeyh Mirza ve Sultan Ahmed Mirza'yı muharebede barıştırdılar. Bu vakıayı, Mevlânâ Mehmed Kaadi'nin «Silsile-tül-Arifin» isimli eserinden takip edebiliriz : «Bir gün Semerkant'a haber geldi ki, Ömer Şeyh Mirza, Kıpçak çölü hanlarından Mahmud Mirza ile buluşup Ahmed Mirza'ya karşı harekete geçmek üzere yardımlaş­maya karar vermişler... Sultan Ahmed Mirza'da büyük bir kuv­vetle üzerlerine varmaya davranmış ve Hoca hazretlerini yanma almış. Halk arasında rivayet şu : «Mirza, hoca hazretlerini sulh için götürüyor!» Hoca hazretleri asker arasında kırk gün kadar kalmışlar. Muayyen bir yere gelip te iki taraf karşılaşınca, ne mu­harebe, ne sulh teşebbüsü, ne bir şey... Kendisine, askerlerden bir kabalık vâki olmasın diye sultanın karargâhında büyük bir yer ayrılan hoca hazretleri Mirza'ya demişler ki: «Beni burala­ra niçin getirdiniz? Eğer cenk ise ben dövüşecek asker değilim! Sulh ise, günlerdir ne diye hareketsiz duruyorsunuz?» Ve dönüp gitmek istemişler. Mirza cevap vermiş : «Benim, sizin murat ve kararınızdan başka murat ve kararım yoktur. Her işde hüküm si­zindir! Ne dilerseniz öyle eyleyelim!» Hoca hazretleri ata binip yola düştüler. Ardlarında, emirleriyle, bir bölük süvari... Doğru, Ömer Şeyh Mirza ve sultan Mahmud Mirza istikametini tuttular. Onlar da hoca hazretlerinin kendilerine geldiğini haber almış bu­lundukları için yarı yola kadar ilerleyip karşılamaya çıktılar. On­dan sonra hep beraber Şahrutî kasabasına gidildi. Hoca hazretle­ri sultan Mahmud Mirza'ya haddinden fazla iltifatta bulundular ve bütün konuşmalarında ona bakarak sözü idare ettiler. Ondan sonra sulh şartlarını tesbit ettiler : İki tarafın askeri karşılıklı saf bağlayacak ve ara yere büyük bir çadır kurulacak. Çadırda sul­tanlar toplanacak ve hoca hazretlerinin idaresi altında sulh şek­lini kararlaştıracak. Bu tesbitlerden sonra hoca hazretleri Mirza Ahmed tarafına avdet ettiler ve kararı bildirdiler. Ertesi sabah sultan Ahmed Mirza'nın askeri, kararlaştırıldığı gibi, zırh giyme­den, fakat silâhlarını kuşanmış olarak tayin edilen yere geldi. Saf olup durdular. Hoca hazretleri de Mirzaları almak ve getirmek üzere Şahrutî kasabasına gittiler. Hoca hazretlerinin tasarrufları Mirza Mahmud'un yüzünden okunmaktaydı; fakat Ömer Şeyh Mirza'nın halinde garip bir tutukluk ve ihtiyat vardı. Nitekim ho­ca hazretlerinin daveti üzerine Mahmud Mirza şevkle dışarı çık­tığı halde öbürü, içinden hesaplı bir tavır göstermekten kendisini alamamıştı. Hoca hazretleri bu tavırdan alındılar ve Mirza Mah­mud'u ikaz ettiler ve herhangi bir hileye karşı tedbirli olmaya da­vet eylediler. Peygamberler peygamberinin buyurdukları gibi «Deveni bağla, sonra tevekkel et!» Mirza Mahmud, askerini top­layıp, karşı tarafta olduğu gibi zırhsız, fakat silâhlı olarak hare­ket etti. Kısa zamanda üç padişahın askerleri birbirleri karşısın­da saf tuttular. Çadır orta yere kurulunca, her birlik «Çadır bana uzak, sana yakın!» gibilerden bir çekişmeye girişti. Münazaa uza­dı. Hoca hazretleri iki saf arasındaydılar. öğle abdestini orada ve askerin karşısında aldılar. Sonra Mirza Ahmed'e haber gönderdi­ler : «Ben tek kişiyim ve bilhassa ihtiyarlık zaafı içindeyim. Sizin bunca meşakkatli yolunuza dayanmaya çalışmam birbirinize gir­memeniz içindir. Kuvvet ancak bu kadar olur. Artık takatim kal­madı. Eğer bana güveniniz varsa çekişmeyi kesiniz! Çadırı hangi noktaya kurarlarsa kursunlar...» Mirza Ahmed bu ihtarı alınca hemen emir verdi: «Mâni olmayın! Çadırı düşmanlar nerede is­terlerse orada kursunlar!. Benim itimat ve itikadım hoca hazret-lerinedir.» Çadır kuruldu. Sultan Ahmed Mirza maiyetleriyle gel­diler. Hoca hazretleri de Mahmud Mirza ile Ömer Şeyh Mirza'yı getirdiler. Ahmed Mirza onları uzaktan karşıladı ve hoca hazret­lerinin işaretleriyle Mahmud Mirza ile el sıkıştı. Ondan sonra Ho­ca hazretleri Ömer Şeyh Mirza'yı ağabeyi Ahmed Mirza'nın ya­nma götürdü. Ömer Şeyh Mirza ağabeyinin elini öpüp yüzüne gö­züne sürerek ağladı. Manzarayı görenler de gözyaşlarını tutama­dılar. Ondan sonra sultanlar çadıra çekildiler. Heybetli bir mec­lis oldu ve Mirzalar her noktada anlaşarak birbirlerine kılıç çek­memeğe ahdettiler. Ahitname yazıldı ve üçü tarafından imzalan­dı. Ahit gereğince, Taşkend, hoca hazretlerinin delaletiyle Ah- med Mirza'dan Mahmud Mirza'ya geçmişti. Fatiha okundu ve Mirzalar birbirlerine veda edip ayrıldılar. * «Reşahat» sahibi: — Hoca hazretlerinin Mirzaları birbirleriyle barıştırdıkları sırada", yakınlarından biri keşif âleminde şöyle bir levha görmüş : Bir meydanda üç azgın deve... Üçü de birbirini dişleme ve par­çalama vaziyetinde... Hoca hazretleri bunları yularlarından ya­kalıyorlar ve birbirini ısırmaktan alakoyuyorlar.

Hiç yorum yok: